Sonsuz Türk

MHP Lideri Bahçeli, Ülkücü Ülkücünün kurdu değil, yurdudur dedi ve ekledi: Pişman olana kapımız açık

MHP Lideri Bahçeli, Ülkücü Ülkücünün kurdu değil, yurdudur dedi ve ekledi: Pişman olana kapımız açık
106
10 Şubat 2019 - 11:54

Gün, gönül gözüyle bakma günü; zaman, ortak hissiyat ve değerler etrafında kenetlenme, üç hilalin altında toplanma zamanıdır diyen Bahçeli, ‘50’nci yıl münasebetiyle diyorum ki; aramızdan bir vesileyle kopup giden, gözü üç hilalde kalan, bir hatadır yaptık diyen, samimi pişmanlık yaşayan, yuvasının özlemini çeken her kardeşimle, her dava arkadaşımla helalleşmeye hazırım. Onlara sadece kapımızı değil, gönlümüzü de açıyorum’ şeklinde konuştu.

Bir ülkünün peşinde şan ve şerefle dolu koskoca 50 yıl temalı toplantıda konuşan MHP lideri, MHP’nin tarihinden iç siyasete, dış politikadan 31 Mart seçimlerine değindiği konuşmasında önemli mesajlar verdi. Bahçeli, birlik ve kardeşliğin öneminden bahsederek şunları kaydetti: “Allah’a şükrediyorum ki, 9 Şubat 1969’dan tam 50 yıl sonra yine aynı yerdeyiz. Dile kolay, bir ülkünün peşinde 50 yıl geçti, yıllar yılları kovaladı, ömürler su gibi akıp gitti. Elden ele aktarılan, dilden dile anlatılan, gönülden gönüle akıtılan vazgeçilmez yeminle 50 yıl geride kaldı. Böyle bir şubat ayıydı, tarih yine 1969’un 9 Şubatı’ydı, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin olağanüstü kongresi Adana’da toplanmıştı. Bir karar verilecekti, bir adım atılacaktı. Merhum Başbuğumuz 50 yıl önce bugün, Türkiye’nin şanlı geleceği için yeni bir başlangıcı, yeni bir çağı, yeni bir Ergenekon’u müjdeliyordu. Kutlu bir doğum gerçekleşiyor, kaynağını Türk-İslam ülküsünde bulmuş Türk milliyetçiliği fiile geçiyordu. 1919 Samsun’undan 50 yıl sonra yeni bir yürüyüş başlıyor, yeni bir meşale yanıyordu. Ne mutlu ki, 9 Şubat 1969’da partimizin ismi Milliyetçi Hareket Partisi olmuştu. Amblemlerimiz 3 hilalin mührüyle oluştu.

İMRENİLECEK SEVİNCİ YAŞIYORUZ

Asırlarca kıtaları aydınlatan üç hilal, milli diriliş ve milliyetçi uyanışın bir kez daha sembolü haline geldi. 1948’de kurulan Millet Partisi’nden Milliyetçi Hareket Partisi’ne fert fert, emek emek, etap etap ulaşıldı. Tohum olup ekildik, tomurcuk olup açıldık, zaman içinde filizlendik, zaman geldi çınarlaşıp 50 yılla buluştuk. Bugün imrenilecek bir sevinci müsterih bir vicdanla yaşıyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi’nin 50.yıl dönümünü kutluyoruz. Hayırlı olsun. Ulaşıldıkça ulaşılmaz olan, yaklaştıkça uzaklaşan, yanaştıkça mesafeyi açıp giden bir gayedir, bir ufuktur ülkümüz. Ülküsü olanın uğruna her mihneti göze aldığı bir ülkesi, bir milleti, bir bayrağı, bir tarihi vardır. Ülküsü olanın ilkeli bir hayatı, iradeli bir davranışı, faziletle karılmış bir fikriyatı mutlak surette olacaktır. Solukları kesilir, yarı yolda kalırlar, vazgeçerler dediler, hamd olsun “Vazgeçilmez Yeminle 50 Yıl”a eriştik, 50 yılda yetiştik. Merhum Cengiz Dağcı’nın dediği gibi, hatıraları kalbimize yaza yaza bugünlere geldik. ‘Aziz diye kendimizi niçin küçümsüyoruz’ diyen Tonyukuk’un öğüdü kulağımızdaydı. ‘Aç milleti tok, az milleti çok hale getirdim’ diyen Bilge Kağan’ın engin duyuşu, erdemli duruşu aklımızdaydı. Biliyorduk, inandığımız müddetçe zafer mukadderdi. Gün oldu acaba dedik, gün oldu arada kaldık, gün oldu can feda olsun diye haykırdık. Davasına baş koymuş gerçek dava adamları, 1969’un Şubat ayında nefislerini ayaklar altına alıp davayı yükseltmek için yola koyuldular. Bu yol uzun, ince ve meşakkatliydi. Geldiğimiz yer belli, gideceğimiz yer belliydi. Kaynağımız belli, kavgamız belliydi. Yeri gelince Vey Irmağı’nın kenarındaki Kürşat olup ölüme meydan okuduk. Yeri gelince anıtlar dikip medeniyetimizi taş kitabelere kazıdık. Bazen bunaldık, bazen bozguna uğradık, bazen buhrana düştük, ama her seferinde Bozkurt olup önümüzdeki engellerden tıpkı demir dağlardan geçer gibi geçtik. Merhum Ömer Seyfettin’in Ferman hikâyesindeki Tosun Bey gibi cesur ve inanmış, Pembe İncili Kaftan hikâyesindeki Muhsin Çelebi gibi vakarlı ve onurumuza düşkündük. Merhum Ziya Gökalp gibi söylersek, düşünmek ve söylemek kolay, fakat yaşamak, hele başarı ile sonuçlandırmak zordur. Ancak hep zora talip olduk, her zaman zorbalara kafa tuttuk. Büyük düşünürümüz diyordu ya, yayılmaktır Türk soyunun turası, böyle diyor Oğuz Han’ın yasası. Hz.Yusuf’u kuyuda, Hz.İbrahim’i ateşte, Hz. Yunus’u balığın karnında, Efendimizi mağarada darda bırakmayan Allah’ın bizi de zorda bırakmayacağına iman ettik.

HAKKIMIZI ALACAĞIMIZ GÜNLERİ BESMELEYLE DÜŞLEDİK

Karanlık gecelere ışık olmak için, Kararan kalplere nur olmak için, katran emellere sur olmak için 50 yıldır mücadele ettik. 50 yıl, duadır, duruştur, dirayettir. 50 yıl, ömürdür, onurdur, olgunluktur. 50 yıl, akıldır, şuurdur, sabırdır. 50 yıl, mağduriyettir, mahkûmiyettir, şehadettir. Millet sevgimize karşılık beklemedik, çünkü tefeci değildik, çünkü sevgilerin en güzelini karşılıksız bilirdik. Hak, hukuk, adalet dedik; yüzyılla sözleşme yaptık; sen doğmana bak güzel gün diyerek Türkiye’nin varoluşuna aşkla bağlandık. Kimi zaman görülmedik, kimi zaman gösterilmedik, kimi zaman da görmezden gelindik. Haklıydık, duyulsun diledik, hakkımızın teslimini bekledik. Hakkımızı alacağımız günleri besmeleyle düşledik.

Türkiye’de hiç kimse ikinci sınıf vatandaş değildir

BÜTÜN milletin fertleri arasında anı da birdir, acı da birdir. Bin yıllık hukuk daimidir. Üstünlük varsa, takvadadır. Milleti sınıfsal kompartımanlara paylaştırmak fikir ve düşünce sınırlarımızın tamamıyla dışında olmakla birlikte milli müktesebata şiddetli kasttır. Millet anlayışımız milli değerlere, manevi kıymetlere, ahlak ve fazilet esaslarına dayanmaktadır. Bu nedenle beyaz Türk-zenci Türk ayrımı sakattır, maksatlıdır. Türkiye’de hiç kimse ikinci sınıf insan değildir. Hiç kimse önemsiz ve değersiz değildir. Türk milletinin hiçbir ferdi eşitsiz ve orantısız bir ilişkinin tarafı olmamıştır. Elbette milletin ismi ezelden bellidir, ebediyete kadar Türk’tür. Elbette vatanın ismi bin yıldır bellidir, sonsuza kadar Türk’tür. Devletin ismi de kim ne söylerse söylesin, ne yaparsa yapsın Türk kalacaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyordu ki: “Türklük esastır. Türk medeniyetiyle övünmek yerindedir. Bu övünmeye layık olmak için çok çalışmak lazımdır.” Çok şükür, Türklüğümüze leke sürdürmedik, Türkçülüğümüzden asla taviz vermedik. Türk’üz dedik, Türkçüyüz dedik, Turan ve Türkiye sevdasıyla yanıp tutuştuk. Diyarbakırlı, Vanlı, Trabzonlu, Sinoplu, Adanalı, İstanbul’lu, Mersinli, İzmirli, Ankaralı, Yozgatlı, Taşkentli, Karabağlı, Akmescitli, Kaşgarlı, Kerküklü, Üsküplü, Batı Trakyalı, Bakülü, Astanalı, Bişkekli, Kıbrıslı özet olarak aynı cevherin damarlarıdır, hepsi birden büyük Türk milletinin içindedir. Merhum Ziya Gökalp’in şu tarihi seslenişi fikriyatımızın vazgeçilmez çerçevesidir: “Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan; vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan.”

ÖZÜMÜZDEN KOPMADAN GELİŞMEYİ BAŞARDIK

TARTIŞMASIZ bir şekilde söylemek lazımdır ki, değişmek hayatın doğa ve dinamiğinde vardır. Merhum Peyami Safa bunu her canlı yaşamak için değişmek zorundadır diye ifade etmiştir. Fakat değişimin yönü, değişimin hız ve boyutu, fikir ve inanç kaynağıyla uyumlu ve dengeli olmak durumundadır. Tedbir ve temkin gözardı edilirse değişim dalgası denetimsiz dağılmaya kapı açabilecektir. Tanzimat’tan sonra yaşanan sürtüşmeler, beka sorununun doğmasına neden olan savrulmalar bu kapsamda yorumlanmalıdır. Değişiyoruz dedikçe dipsiz uçurumlara düşmüştük. Çözümü Türklük ve İslam dairesinin dışında bulacağımızı sandıkça çözülme hızlanmış, çürüme korkunç ölçülerde yayılmıştır. Nitekim bunun acıklı sonuçları herkesin malumudur. Pek çok başka sebebi olmakla birlikte bu sürecin sonunda bir imparatorluk kaybedilmiştir. Asıl ve esas olan başkalaşma girdabına kapılmadan, başka bir bünyeye, farklı bir boyuta geçmeden değişmeyi yakalayabilmektir. Aksi halde değişim tasfiyeye, yıkıma, ifnaya neden olabilecektir. Milliyetçi Hareket Partisi 50 yılda başkalaşmadan değişmeyi, özünden kopmadan gelişmeyi başarabilmiştir.

DÖNEKTEN, İŞBİRLİKÇİDEN, HAİNDEN HESAP SORACAĞIZ

DÜNYA üzerinde pek çok siyasi parti sabah doğmuş, akşama solmuştur. Gururla ifade etmek isterim ki, Milliyetçi Hareket Partisi dünyayı Türkçe okuyuşuyla, çağı Türk-İslam ülküsü kavrayışıyla, sürekli yenilenme, sürekli kendini gözden geçirmeyle ayakta kalabilmiştir. Darbeler yaşanmış, demokrasi kepenk indirmiştir. Herkesin can derdine kapıldığı anlar olmuştur. Bütün bu zifiri devirlere rağmen, yine de bir ülkünün peşinde koşan fedakârlık numunesi arkadaşlarımız, muhterem dava büyüklerimiz teslim olmamışlardır. Önemle altını çiziyorum ki, kök aynıysa, köken biteviye korunuyorsa, özün dokunulmazlığı tavizsiz güvencedeyse değişimden kaygılanmaya, değişmekten korkmaya gerek yoktur. Onlar Türkiye’nin kuyusunu kazmakla meşgul olan köksüzlerdir. Biz 50 yıldır bu bedhahlarla mücadele ettik. Biz 50 yıldır bu korkaklarla ters düştük. Biz kovaladık, bunlar kaçtı. Kaçarken pusu attılar, kaçtıkları yerde tuzak kurdular, saklandıkları delikte hep kalleşliğin kıvılcımını saçtılar. Maskelerini indirdik, yenilerini bulup taktılar. Allah’a yemin olsun ki, bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz, hainin, döneğin, iş birlikçinin, aklını kiralamışların hesabını soracağız.

MHP, BEKA SORUNUNU HAYAT MEMAT KONUSU OLARAK GÖRÜYOR

MERHUM Erol Güngör, milliyetçileri, bir memlekette birliği kurmak ve ayakta tutmak için uğraşan insanlar olarak tanımlamış ve belgelemişti. Güngör Hocamızın işaret ettiği; “Bir milletin yaşama gücü, onun kültüründe çok sağlam dayanakların bulunmasıyla mümkündür” tespiti bir bakıma bekayla ilgilidir. Bugüne kadar 16’sının yıkılıp 17’ncisinin Türkiye Cumhuriyetiyle tarih sahnesine çıktığı Türk devlet silsilesi ve zincirinde en önemli ve hayati kavram beka değil midir? Milliyetçi Hareket Partisi Türk tarihinin her döneminde derin bir anlam ve karşılığı olan beka meselesini hayat memat konusu görmektedir. Bu itibarla 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerini bir beka imtihanı olarak değerlendiriyoruz. Merhum İbrahim Kafesoğlu Hocamız, Türklüğe ölümsüzlük bağışlayan tarihi Türk haslet ve meziyetlerinin canlılığını muhafaza etmesini, milletimizin geleceğine ümit ve emniyetle bakmamız için yeter bir sebep görmüştür.