Sonsuz Türk

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Saldırılarını sürdürmesi halinde Hafter’e gereken dersi vermekten çekinmeyiz

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Saldırılarını sürdürmesi halinde Hafter’e gereken dersi vermekten çekinmeyiz
89
14 Ocak 2020 - 23:31
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Ülkenin meşru yönetimine ve Libya’daki kardeşlerimize saldırılarını sürdürmesi halinde darbeci Hafter’e hak ettiği dersi vermekten asla çekinmeyeceğiz.” dedi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

“Ülkemizin bu dönemde attığı adımlar, bir asrı biçimlendirecek öneme sahiptir”

Bütçe çalışmaları sebebiyle ara verdiğimiz Grup toplantılarımıza 1,5 ayı aşkın bir sürenin ardından yeniden başlıyoruz. Ülke, millet ve parti olarak çok önemli gelişmeleri yaşadığımız bir süreçten geçiyoruz. Daha önce de ifade ettiğim gibi, ülkemizin bu dönemde attığı adımlar, ortaya koyduğu irade, giriştiği mücadele, önümüzdeki yarım asrı, hatta bir asrı biçimlendirecek öneme sahiptir.

“Her şeyin birbirini etkilediği bir zamanda yaşıyoruz”

Geçen asra damgasını vuran küresel sistem, tüm bölgeleri ve ülkeleri içine alacak şekilde temelinden sarsılıyor. Bu dönemin en önemli özelliklerinden biri de, iç politika-dış politika ayrımlarının ortadan kalkmış olmasıdır. Her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu, her şeyin birbirini etkilediği bir zamanda yaşıyoruz. Rabbimizin yardımı ve milletimizin desteğiyle şu ana kadar bizi hedeflerimizden kopartacak bir felaketle karşılaşmadık.

“Bize yakışan tavır ne ise, onu ortaya koyuyor, onu sergiliyoruz”

Türkiye’ye diz çöktürmek, milletimizin zihnine ve bedenine pranga vurmak için her şeyi denediler, ama hamdolsun başaramadılar. Başka bir ülkenin başına gelse asla altından kalkamayacağı nice badireyi, milletimizle birlikte göğüsledik ve etkisiz hale getirdik.

Bölgemizde, Türkiye’yi dışarıda bırakmaya, hakkımızı ve hukukumuzu gasp etmeye yönelik her oyunu, çok daha büyük hamlelerle boşa çıkarmayı sürdürüyoruz.

Suriye’den Libya’ya kadar, sınırlarımız dışında attığımız adımlar da, kendi güvenliğimiz ve çıkarlarımızı korumaya, dostlarımızın ve kardeşlerimizin mağduriyetini engellemeye yöneliktir. Tarihinin hiçbir döneminde sömürge, katliam, zulüm, mazlumu ezme, güçlüye teslim olma lekesi bulunmayan bir millet olarak, bize yakışan tavır ne ise, onu ortaya koyuyor, onu sergiliyoruz.

“Bu utanç tablosundan Türkiye, haysiyet sembolü olarak ayrışmıştır”

Askeri güç kullanımının adeta açık artırmaya çıkartıldığı bir dönemde böyle bir duruş sergilemek kolay değildir. Çocuk-kadın demeden milyonlarca masumun hayatının milyar dolarlar karşılığında pazara çıkartıldığı bu utanç tablosundan Türkiye, haysiyet sembolü olarak ayrışmıştır.

Bunun için hem Suriye’de, hem Libya’da, son dönemdeki gelişmelerle hem de Irak’ta, tarihimizin, medeniyetimizin, ahlakımızın ve elbette ülkemizin bekasının gerektirdiği her şeyi yapmakta kararlıyız.

Bir kez daha altını çizerek tekrarlıyorum. Biz, Suriye’de, Libya’da, Akdeniz’de macera peşinde değiliz. Hele hele emperyal heveslerimiz hiç yoktur. Gözümüz petrol ve para hırsıyla kör olmuş da değildir. Bizim tek amacımız, kendimizin ve kardeşlerimizin hakkını, hukukunu, geleceğini korumaktır.

“Ülkenin menfaatlerine sahip çıkmayanları milletimize havale ediyoruz”

Türkiye’nin güvenliğinin Libya’nın, Suriye’nin, Irak’ın, Balkanların, Kafkasya’nın güvenliğinden geçtiğini hala anlamamış olanlara diyecek bir sözümüz bulunmuyor. Ama hamdolsun, milletimiz bu gerçeği görüyor ve bizi destekliyor.

Bu vesileyle, Cumhur İttifakındaki ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye, izlediğimiz politikaya verdiği güçlü destek için şahsım, milletin adına şükranlarımı sunuyorum. CHP eski Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’a da, Libya konusunda gösterdiği devlet adamı tavrı için ayrıca teşekkür ediyorum.

Daha dün “Doğu Akdeniz’de herkes var, Türkiye yok” diyen birileri, bugün ülkemizin Doğu Akdeniz’de attığı adımlara karşı çıkıyorsa da, işte böyle vicdanlı siyasetçiler yapılan işin hakkını maalesef ancak teslim edebiliyor. “Külliyeye giden CHP’li” veya “Putin İstanbul Havalimanına inemedi” yalanına sarıldıkları kadar, ülkenin menfaatlerine sahip çıkmayanları ben milletimize havale ediyorum. Hayata geçirdiğimiz milli politikalara destek veren herkese de teşekkür ediyorum.

“Evlatlarımıza bırakacağımız en şerefli miras, verdiğimiz bu destansı mücadeledir”

Tarih, bu kritik dönemde kimin nerede durduğunu, kimin ülkenin ve milletin bekası için fedakârlık yaptığını, kimin de zalimlerin ve hainlerin safında yer aldığını kaydediyor. Evlatlarımıza bırakacağımız en şerefli miras, hiç şüphesiz verdiğimiz işte bu destansı mücadeledir.

Bundan bir asır önce de milletimiz varını yoğunu ortaya koyarak İstiklal Harbi verirken, birileri manda peşinde koşuyor, birileri Sevr güzellemesi yapıyor, birileri işgalcilere yaltaklanıyordu. İstiklal Harbimize Kafkaslardan Afganistan, Pakistan ve Hindistan’a kadar dünyanın dört bir yanındaki kardeşlerimiz imkânlarıyla ve dualarıyla destek verirken, ülkemizde birileri yine küçük hesaplar peşinde koşuyordu. Sonuçta kazanan millet oldu, kazanan istiklal aşkı oldu.

İnşallah gelecekte bugünler anlatılırken, saflar aynı netlikte ortaya konacak, ülke ve millet için çalışanlar hayırla yâd edilirken, ötekiler de hak ettikleri yere kaydedileceklerdir.

“Şimdi, terör örgütünü tamamen ortadan kaldırmak için çalışıyoruz”

Suriye’de gerçekleştirdiğimiz harekatlarla, sınırlarımız boyunca kurulmaya çalışılan terör koridorunu parçalayıp attık. Bu vesileyle Barış Pınarı Harekatında tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.  Amerika’dan Rusya’ya, İran’dan Avrupa ülkelerine kadar herkesin içinde olduğu Suriye sahasında, en küçük bir kazanım için dahi büyük mücadeleler vermek gerekiyor. Terör örgütünü sınırlarımızdan uzaklaştırmakla, sorunu tümüyle çözmediğimizin elbette farkındayız. Ama ilk aşamayı başarıyla tamamladık. Şimdi, hem kazanımlarımızı tahkim etmek, hem de terör örgütünü tamamen ortadan kaldırmak için çalışıyoruz.

“Harekatlarımıza kaldığımız yerden devam edeceğimizi açıkça söylüyoruz”

Barış Pınarı Harekâtı bölgesinde terör örgütü, küçük çaplı da olsa hala saldırılarını sürdürüyor. Türkiye olarak, imzaladığımız mutabakat metinlerinde bize verilen sözlerin tam manasıyla yerine getirilmesi şartıyla ahdimize bağlıyız.  Şu anda maalesef bize verilen sözler ile sahadaki durum arasında yer yer oldukça ciddi düzeylere varan farklılıklar bulunuyor. Muhataplarımıza, ülkemize yönelik tehditlerin sürmesi halinde harekatlarımıza kaldığımız yerden devam edeceğimizi açıkça söylüyoruz.

“Geri adım atmamız mümkün değildir”

Türkiye’nin Suriye’deki varlığı, kendi güvenliği yanında, bu ülkenin toprak bütünlüğünü ve halkın tamamının huzurunu sağlamaya yöneliktir. Bu ülkede konjonktürel çıkarları için bulunanlarla bizim aramızda işte böylesine temel bir fark vardır. Suriye’deki gelişmeler bizim için beka meselesi vasfını sürdürdüğü müddetçe, geri adım atmamız mümkün değildir.

“Yeni bir sığınmacı dalgasına daha tahammül edemeyiz”

Son dönemde, İdlib’te yaşanan gelişmeler, bölgedeki her adımın ülkemizi nasıl doğrudan ilgilendirdiğini bir kez daha gösterdi. Rejimin artan saldırılarından kaçan ve sayıları 400 bini bulan İdlibli kardeşimiz, ülkemiz sınırlarına doğru harekete geçti.

3,4,5 yaşında kadın yaşlı demeden, o çocukların çırılçıplak ayaklarıyla o çamur yollarda nasıl çırpındıklarını televizyon ekranlarında hep birlikte izliyoruz değil mi? Vicdanı olanların acaba bu tabloya seyirci kalması mümkün mü? Olmaması gerekir ama vicdansızlar var mı bu dünyada? Var ama elhamdülillah Türkiye gibi, bizler gibi vicdan sahibi olanlar da var.

Bizler Kızılayımızla, AFAD’ımızla bu bölgede şu anda bir taraftan çadırları dikiyoruz diğer taraftan gıda yardımcılarını gönderiyoruz, diğer taraftan da onların güvenliği için ne yapabiliriz, bunun çalışması, gayreti içindeyiz. Onları kendi başına bırakamayız. Onları bu karda kışta yalnız bırakmamak için ‘Biz sizin yanınızdayız.’ diyoruz. Bu bizim insani, vicdani, ahlaki, hepsinden öte İslami görevimizdir.

Türkiye, zaten yaklaşık 4 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Biz geldiğimizde bunları göndereceğiz diyenlere sesleniyorum. İşte bu ifadeler sizlerin vicdanının kilometre taşlarıdır.

“Hadi yapalım diyoruz ama adım atılamıyor”

Ama hep lafta. ‘Hadi yapalım.’ diyoruz ama adım atılamıyor. Bunu Sayın Putin’e de Merkel’e de Macron’a da söyledim. Bunlarla ilgili yaptığımız hazırlıkları, plan, proje bazındaki bütün kitapları, kitapçıkları kendilerine takdim ettik. ‘Bak biz dersimizi çalıştık, her şeyimiz hazır. Gelin bu plan, proje bazında hep birlikte adım atalım. Burada Uluslararası Donörler Toplantısı mı yaparız, nereden ne gibi destekler gelecek, bunları görelim. Biz de bu işin inşaatını üstlenir ve süratle bu bölgede inşaatları yaparız. Bütün alt yapısıyla yaparız. Okullarıyla, evleriyle, hastaneleriyle, mabetleriyle, her şeyiyle bunu yaparız. Türkiye’de bu güç var ama gelin para noktasında da sizler bize gereken desteği verin.’ dedik. Henüz olumlu bir netice yok. Olsa da olmasa da bizim şu anda zihinsel bir arka planımız var. İnşallah şöyle biraz daha mesafe alalım, aldıktan sonra onunla ilgili adımı da atacağız.

“BM acaba ne zaman bu konuda görevinin bilincinde adımını atacak?”

Dünya halen Suriye’de, İdlib’de seyirci. Bunların tek çözümü, varil bombalarını bu savunmasız insanlara atmaktır. Yaptıkları hep bu. ‘Siz bomba yağdırıyorsunuz, nedir bu hal?’ diye sorduğunuzda da söyledikleri ‘Bunlar terörist.’ Bunlar senin vatandaşın. 4 yaşındaki çocuktan terörist mi olur? 5 yaşındaki çocuktan terörist mi olur? İnsaf edin. ‘Gelin, bu işi birlikte çözelim’ dediğimizde cevap aynı: ‘Bunlar terörist.’ Öyle veya böyle, bugün TBMM’de şu anda grup toplantı salonumuzdan dünyaya sesleniyorum, bu duyarsızlığınız nereye kadar devam edecek?

Ele ele verip bu mazlumların, mağdurların yanında ne zaman yer alacaksınız? Birleşmiş Milletler acaba ne zaman bu konuda görevinin bilincinde adımını atacak? Onlara da bunu söyledik. Ben bir taraftan söylüyorum, Dışişleri Bakanım bir taraftan söylüyor. Bütün bunlara rağmen atılan bir adım yok.

“Rejimin ateşkesi bozma girişimlerini bizzat önlemekte kararlıyız”

Karşımızda halkının tamamını temsil eden meşru bir yönetim olmadığı için, İdlib’teki süreci Rusya ile yürütüyoruz.

Geçtiğimiz günlerde Rus muhataplarımızla hem telefonla, hem yüz yüze, hem heyetlerimiz vasıtasıyla gerçekleştirdiğimiz yoğun görüşmeler neticesinde, İdlip’te yeni bir ateşkes ilanına muvaffak olduk. Bundan önceki ateşkesleri bozan hep rejimdi. Ancak, bu defa durum farklı… Ateşkesin, sınırlarımıza yığılan 400 bin insanın yeniden kendi evlerine dönmesini sağlayacak şekilde yürütülmesi şarttır.

Siyasi sürecin ilerlemesini engellemeye çalışan rejimi, şiddete ve kan dökmeye dayalı yöntemlerden vaz geçirmek, herkesin sorumluluğudur. Gerekirse rejimin ateşkesi bozma girişimlerini bizzat önlemekte kararlıyız.

“Artık herkes bu işin şakasının olmadığını görüp kabul etmelidir”

Artık herkes bu işin şakasının olmadığını, Türkiye’nin “yaparım” dediği bir şeyi mutlaka yapacağını görüp kabul etmelidir. Diğer yandan, Suriye’de, İdlip başta olmak üzere, bizim kontrolümüzde olan veya olmayan her yerdeki mazlumlara yardım ulaştırılmasına destek vermeyi boynumuzun borcu görüyoruz.

“Herkesi vicdanıyla hareket etmeye davet ediyoruz”

Birleşmiş Milletler yardımları da, büyük ölçüde ülkemiz üzerinden Suriye’ye ulaşıyor.  Suriye rejimi bizim muhatabımız olmadığı için, bu yardımları kendi sivil toplum kuruluşlarımız ve uluslararası yardım örgütleri eliyle doğrudan mağdurlara ulaştırma prensibiyle hareket ediyoruz. Bu konuda tıkanıklıkların çözümü için taraflarla görüşüyoruz. Tamamen insani duyarlılıklara dayalı bu meselenin çözümü için herkesi siyasi saiklerle değil vicdanıyla hareket etmeye davet ediyoruz.

“Suriye’ye yönelik insani yardımlar için yeni kapılar açılmasının gayreti içindeyiz”

İklim şartlarının zorlaşmasıyla iyice sıkıntıya düşen milyonlarca insanı yüzüstü bırakmadık, bırakmayacağız. Rabbim, bırakınız dostlarımızı, düşmanlarımızı dahi böyle bir imtihanla karşı karşıya bırakmasın diyoruz.

Ülkemizden Suriye’ye yönelik insani yardımlar için yeni kapılar açılmasının gayreti içindeyiz. Bu yöndeki çabalarımızı istediğimiz neticeyi alana kadar sürdüreceğiz.

“İnancımızın ve tarihimizin gösterdiği yerde durmaya devam edeceğiz”

Suriye meselesi, insanlığın zalim ile mazlum arasında safını seçmesini gerektiren bir safhaya ulaşmıştır. Dünün zalimlerini nasıl bugün nefretle anıyorsak, bugün masum Suriye halkının acılarına seyirci kalanları veya yarasını deşenleri de insanlık vicdanı aynı şekilde yaftalayacaktır. Biz, gerekirse bedel ödemek pahasına, inancımızın ve tarihimizin bize gösterdiği yerde durmaya devam edeceğiz.

“Libya bizim için yabancı bir yer asla değildir”

Gündemimizdeki bir başka önemli mesele de Libya’daki gelişmelerdir. Türkiye’nin Libya’ya ilgisinin sadece ekonomik, askeri, diplomatik ve siyasi sebeplere bağlı olduğunu sananlar yanılıyor, hem de çok yanılıyor.

Libya, harita üzerinde biraz uzak gözükebilir ama bizim için yabancı bir yer asla değildir. Barbaros’un yadigârı Libya, asırlar boyunca Osmanlının önemli bir parçası olmuştur.  Türkiye ve Türk Milleti olarak, Libya ve Libya halkı ile çok derin tarihi, insani, sosyal bağlarımız vardır.  Bunun için Libya’da yaşananlara kayıtsız kalamayız. Kimse bizden, ülkemizden yardım isteyen Libyalı kardeşlerimize sırtımızı dönmemizi bekleyemez.  Libya’yı kana ve ateşe bulayanlar, sadece yönetimi ele geçirmeye çalışmıyor, aynı zamanda ülkemize karşı kinlerini de sergiliyor.

“Hafter onları da yok etmenin peşindedir”

Bu ülkede, darbeci Hafter’e tabi olmayan Arap kardeşlerimiz var. Hafter onları yok etmek istiyor.Bu ülkede Hafter’in hedef aldığı Berberi, Amazig, Tuareg kardeşlerimiz var. Hafter onları da yok etmek istiyor. Libya’da, Hafter’in etnik temizliğe tabi tuttuğu, Barbarosların, Turgut Reislerin torunları olan ve sayıları 1 milyonu aşan Osmanlı bakiyesi Köroğlu Türkleri var. Hafter onları da yok etmenin peşindedir.

“Libya’daki ecdat torunlarına sahip çıkmak en başta gelen görevimizdir”

Kuzey Afrika boyunca her yerde olduğu gibi Libya’daki ecdat torunlarına sahip çıkmak en başta gelen görevimizdir. Irak’taki ve Suriye’deki Türkmenler, Balkanlar’daki Türkler, Kırım’daki kardeşlerimiz, Kafkasya’daki Ahıskalılar neyse, Libya’daki Köroğlu Türkleri de odur. Arabı, Berberisi, Amazig’i, Tuareg’i, Köroğlu Türküyle, Libya’daki tüm bu kardeşlerimize karşı tarihi sorumluluklarımızın farkındayız.

Onlar geçmişte en zor günlerimizde bizim yanımızda oldular. Bizim de bugün zor günlerinde onların yanında olmamız gerekiyor.

“Libya’nın Kıbrıs Harekatında ülkemize verdiği desteği de mi unuttunuz?”

Nitekim tüm imkanlarımızla Libyalı kardeşlerimizin yanlarına koştuk. Bırakınız diğer unsurları, bu ülkedeki Türk varlığından ve onların etnik temizliğe tabi tutulduğundan bile haberi olmayanları gördükçe, inanın milletimiz adına üzülüyoruz.  Kendi öz kardeşlerini bile tanımaktan uzak olanların, bu milletin davasını gütmeleri elbette mümkün değildir.

Hadi bunları bir kenara bıraktık, Gazi Mustafa Kemal’in Libya’daki mücadelesi de mi size bir şey ifade etmiyor? Hadi onu da geçtik, Libya’nın Kıbrıs Harekatında ülkemize verdiği desteği de mi unuttunuz? Libya’da ne işiniz var diyenler, unutmayın, bunlar siyasetin cahilleridir.

Türkiye müdahale etmeseydi, Hafter tüm ülkeyi ele geçirmiş olacaktı”

Türkiye’nin Libya konusunda ortaya koyduğu net tavrın, Akdeniz’deki siyasi ve ekonomik oyunları bozma yanında, işte böyle daha derin bir arka planı vardır. Açık konuşmak gerekirse, şayet Türkiye müdahale etmeseydi, bugün darbeci Hafter tüm ülkeyi ele geçirmiş, Libya halkının tamamı zulmün pençesine düşmüş olacaktı.

“Darbeci Hafter, ateşkesi imzalamaya yanaşmadı”

Türkiye ve Rusya olarak başlattığımız inisiyatifle, Libya’da bir ateşkesi sağlamak için epeyce gayret gösterdik. Ateşkesi yazılı hale getirmek amacıyla dün Moskova’da yapılan görüşmelerde Trablus Hükümeti son derece yapıcı ve uzlaşması tavır sergiledi. Trablus Hükümetinin bu müspet tutumuna rağmen, darbeci Hafter, ateşkesi imzalamaya yanaşmadı.

Darbeci Hafter’in ortaya sürdüğü şartlar, zaten gerçek yüzünü ve asıl niyetini gösteriyor. Tabii, darbeci Hafter’in daha önceki anlaşmalardaki sicilinin hiç de iyi olmadığını biliyoruz. Hafter’in ortaya sürdüğü şartlar asıl niyetini gösteriyor.

2015’teki anlaşmada işine gelen kısımları uygulayıp, diğer kısımları tanımayan bir zihniyetin, bugün ateşkesi reddetmesi, şahsen bizi çok şaşırtmadı. Ancak, bu defa, geçmişten farklı olarak işin içinde Türkiye var. Her şeye rağmen dün Moskova’da yürütülen görüşmeleri, darbeci Hafter’in gerçek yüzünün uluslararası kamuoyuna göstermiş olması bakımından olumlu buluyoruz.

“Berlin’de yapılacak zirvede bu meseleyi değerlendireceğiz”

Pazar günü Berlin’de yapılacak zirvede bu meseleyi, Türkiye yanında, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya, İtalya, Mısır, Cezayir ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin katılımıyla liderler düzeyinde değerlendireceğiz. Bu toplantıya ayrıca, Amerika başta olmak üzere diğer bazı ülkelerden daha alt düzeyde katılım da olacak.

Ayrıca, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Afrika Birliği, Arap Ligi gibi uluslararası kuruluşlardan da katılım bekleniyor.  Biz, Tunus ve Katar’ın da mutlaka bu masada olması gerektiğini düşünüyoruz. Şu ana kadar istediğimiz neticeyi bu konuda alamadık.

Uluslararası toplumun vicdanlı ve ahlaklı davranması halinde, Libya’daki krizin kısa sürede sulh yoluna girmesi mümkündür.

Ancak, coğrafyamızın pek çok yerinde olduğu gibi, Libya’da da meseleye sadece petrol kaynaklarına hâkim olma gözüyle bakılırsa, daha çok kan akacak demektir.

“Darbeci Hafter’e hak ettiği dersi vermekten asla çekinmeyeceğiz”

Önümüzdeki günlerde, darbeci Hafter ile ülkenin meşru yönetimi arasında yapılacak tercihleri dikkatle takip edeceğiz. Ülkenin meşru yönetimine ve Libya’daki kardeşlerimize saldırılarını sürdürmesi halinde darbeci Hafter’e hak ettiği dersi vermekten asla çekinmeyeceğiz. Libya halkını özgürlüğe ve istikrara kavuşturana kadar, bu coğrafyadaki varlığımız sürecektir.

“Projenin aslında ne olduğu konusunda en küçük bir bilgileri bulunmuyor”

Sözlerimin başında, dünyadaki mücadelenin artık iç politika-dış politika ayrımını ortadan kaldırdığını söylemiştim. Bunun somut tezahürlerinden biri de Kanal İstanbul tartışmasıdır.

Bu tartışma, ülkemizde icraat yapanlarla tek misyonu yapılanları engellemek olanlar arasındaki farkı bir kez daha göstermiştir.

Bugünkü 15 Temmuz Şehitler Köprüsü inşa edilirken, Kanal İstanbul’a verdikleri tepkinin, kelimesi kelimesine aynısını söylemişlerdi.

Evet yarım asır önce, “Boğaziçi köprüsü, İstanbul’un başına gelen en büyük felakettir” diyen zihniyet, şimdi de, “Kanal İstanbul en büyük felaket” kampanyası yürütüyor. Emin olun, Kanal İstanbul’a karşı çıkanların hiçbirinin, bu projenin aslında ne olduğu konusunda en küçük bir bilgileri, fikirleri bulunmuyor. Çünkü öyle bir dertleri yok. Halbuki bu işin ne olduğunu biz de, arkadaşlarımız da defaatle anlattık.

“Deniz trafiğini engellemek de, ekonomik ve sosyal olarak mümkün değildir”

Şimdi burada Kanal İstanbul’un ne oluğunu bir kez daha anlatayım ki, sonra “duymadık, bilmiyorduk, haberimiz yoktu” demesinler. İstanbul Boğazı, yılda ortalama 45 bin geminin geçtiği, günde 500 bin kişinin iki yaka arasında taşındığı, üzerindeki yük ve insan trafiği baskısının her geçen yıl arttığı bir yer haline gelmiştir. Montrö Sözleşmesine göre, boğazdan geçen ticari gemi trafiğini engelleme hakkımız bulunmuyor. Kılavuz kaptan ve römorkör gibi uygulamalar kazaları önlemede yetersiz kalıyor. Şehrin iki yakası arasındaki deniz trafiğini engellemek de, ekonomik ve sosyal olarak mümkün değildir.

Ülkemizin gözbebeği İstanbul’u, Boğaz’daki bu tehlikeli trafikle baş başa bırakamayacağımıza göre, yeni alternatifler üretmemiz gerekiyor.

“Kanal İstanbul’u yapmakta geç bile kaldık”

Dünyadaki örneklere baktığımızda, Kanal İstanbul tarzı su yollarının hem yaygın, hem de oldukça karlı olduğunu görüyoruz. Kanal İstanbul Projesi, işte bu arayışın sonunda ortaya çıkmıştır. Üstelik bu proje yeni ortaya atılmış da değildir. Tarih boyunca aynı amaçla hayal edilmiş diğer projeleri bir kenara bırakıyorum, AK Parti olarak bizim bu işte 9 yıllık emeğimiz vardır. 2011 yılında milletimize bu sözü verdik ve adım adım dersimizi çalıştık.

Esasen, 2023 hedeflerimizden biri olan Kanal İstanbul’u yapmakta geç bile kaldık.

“Çalışmalarda, 34 ayrı bilim dalına mensup 200’ün üzerinde bilim insanı görev aldı”

Tabii bu tür projelerde çok ciddi ve uzun süren ön hazırlıklar gerekiyor. Bugüne kadar jeolojik, jeoteknik, hidrolojik araştırmalar, dalga ve deprem analizleri, trafik etütleri, proje hazırlığı, altyapı deplase ihtiyaçları, çevresel etki çalışmaları gibi süreçleri tamamladık. Bu çalışmalarda, 11 farklı üniversiteden ve çeşitli kamu kurumlarından, 34 ayrı bilim dalına mensup 200’ün üzerinde bilim insanı görev aldı.

“Dünyanın en önde gelen uluslararası firmalarıyla çalışıldı”

Kanal için belirlenen 5 farklı güzergâhtan en uygun olanı üzerinde karar verildikten sonra 304 ayrı noktada 17 bin metrenin üzerinde sondaj yapıldı. Güzergah boyunca 248 jeofizik etüt gerçekleştirildi. Laboratuvar deneyleri ve zemin çalışmalarının ardından kanalın modellemesine geçildi. Bunun için kendi alanlarında dünyanın en önde gelen uluslararası firmalarıyla çalışıldı. Mühendislik projelerinin ve ÇED çalışmalarının tamamlanmasıyla bugünkü aşamaya gelindi.

“Kanal etrafında, sadece 500 bin kişilik konut alanına izin verilebilecek”

Kanal çalışma alanı 152 milyon metrekareyi bulurken, bunun yaklaşık üçte birinde kamulaştırma ihtiyacının olduğu görüldü. İnşa maliyeti 75 milyar lira olarak hesaplanan Kanal İstanbul bünyesinde 2 liman, 1 yat limanı, 1 lojistik merkezi, 7 köprü, 2 demiryolu hattı, 2 hafif raylı sistem hattı yer alacak.

Kanal etrafında, büyük bölümü de kentsel dönüşüm çerçevesinde sadece 500 bin kişilik konut alanına izin verilebilecek. Bu 500 bin kişi İstanbul’a dışarıdan gelmeyecek, şehrin kendi içinde bir yerleşim hareketliği olacak.

İnşaat sürecinde ortaya çıkacak hafriyat bu projeye mahsus bir yöntemle değerlendirilerek, şehrin olumsuz etkilerden korunması sağlanacak. Görüldüğü gibi bu, tüm unsurları ve boyutlarıyla iyi çalışılmış, her ayrıntısı düşünülmüş bir projedir. Projenin finansmanında ve inşasında herhangi bir sıkıntı, sorun yaşamayacağımıza inanıyoruz.

“Bizim işimiz eser üretmek, onların işi boş boş konuşmaktır”

Bizim işimiz eser üretmek, onların işi boş boş konuşmaktır. Bunlar Marmaray’a “istemezük” demediler mi, bunlar Osmangazi Köprüsü’ne “istemezük” demediler mi? Bunlar yine biz 6 bin kilometrede bölünmüş yolları aldık, 27 bin kilometreye çıkardık, bunlar yine “istemezük” dediler. Marmaray’dan geçen yolcu sayısı bir günde 500 bini buldu. Açtığımızdan bu yana toplamda geçen yolcu sayısı, 440 milyonu buldu.

İstanbul Havalimanı konusundaki hazımsızlıkları yok muydu? Vardı… Yine “istemezük” diyorlardı. Yaptık mı? Yaptık. Hala yalan-yanlış resimlerle bu dev projeyi karalamanın peşindeler. Halbuki geçtiğimiz yıl, kendilerinin de aralarında olduğu 51 milyon insan İstanbul Havalimanını kullandı, yapılan eserin ihtişamını gördü. Yürekleri kin ve nefret kaplayınca, işte böyle göz görmüyor, kulak işitmiyor, dil lal oluyor, kalp nasırlaşıyor.

Ülkenin ve milletin hayrına hiçbir proje, hiçbir fikir, hiçbir eser üretmeyip, sadece Türkiye’nin tökezlemesini, hatta yere serilmesini uman, buradan siyasi rant devşirme peşinde olanlara diyecek söz bulamıyoruz.

“İstediğin kadar yapmam de, biz o projeyi de hayata geçireceğiz”

İstanbul’da şu anda İkitelli’de dev bir hastane yapıyoruz. Oranın raylı sistemini de bundan öne AK Partili belediye yapma sözü vermişti. Şimdi gelmiş yapmam diyor. İstediğin kadar yapmam de. Biz o projeyi de hayata geçireceğiz, süratle yapacağız. Çünkü bu bizim milletimize verdiğimiz bir sözdür. Senin gücün buna yeter mi? İnşallah bu hastanemiz de bu sene sonuna kadar devreye giriyor.

“Kanal İstanbul’u engellemek isteyenlere rağmen, bu eseri ülkemize kazandıracağız”

Kendi ülkesinin başına bir musibet gelmesi için gece gündüz hevesle bekleyen bu hastalıklı zihniyete hak ettiği dersi, her zaman olduğu gibi, milletimiz inşallah 2023 ve 2024’te sandıkta verecektir.

Biz kendi işimize bakacağız, onları da kendi küçük dünyalarında korkuları ve yalanlarıyla baş başa bırakacağız. Türkiye’nin tüm büyük projelerini olduğu gibi, Kanal İstanbul’u da engellemek isteyenlere rağmen, bu abide eseri ülkemize kazandıracağız.

“82 milyon vatandaşımızın her birine ulaşmamız gerekiyor”

AK Parti olarak, bir yandan bölgemizdeki ve dünyadaki gelişmeleri ülkemiz lehine çevirmeye, bir yandan eser üretmeye çalışırken, parti faaliyetlerini de ihmal etmiyoruz. Bizim en büyük gücümüz, milletimizle olan gönül bağımızdır. Bunun için ülkemizin 81 vilayetinde yaşayan 82 milyon vatandaşımızın her birine ulaşmamız gerekiyor. Her bir vatandaşımıza davamızı, icraatlarımızı ve hedeflerimizi anlatmadıkça, partideki görevlerimizi hakkıyla yerine getirmiş olamayız.

“Gönlüne giremediğimiz her vatandaşımız, bizim eksiğimizdir”

Kapısını çalmadığımız, elini sıkmadığımız, gönlüne giremediğimiz her vatandaşımız, bizim eksiğimizdir. Genel Merkezimizle, Meclis Grubumuzla, il, ilçe ve belde teşkilatlarımızla seferberlik ruhuyla günün 24 saati, yılın 365 günü kesintisiz çalışmak zorundayız. Ancak bu şekilde AK Parti’nin milletin partisi olma vasfını koruyup güçlendirebiliriz.

Tekrar söylüyorum: Bu partideki hiçbir görev, kimsenin tapulu malı değildir. Her birimiz, milletimize hizmet etmek için bize emanet edilmiş görevlerimizi hakkıyla yerine getirmekle mükellefiz. İşinin hakkını veremeyenin yerini bunu yapabilecek olan alır.

“AK Parti Siyaset Akademisinde yaklaşık 74 bin kişi eğitim gördü”

Siyasette görev üstlenecek yeni kadroları yetiştirme sorumluluğu da yine bize düşüyor. AK Parti Siyaset Akademisini bunun için kurmuştuk.

İlk olarak 2008 yılında başlattığımız AK Parti Siyaset Akademisinde, bugüne kadar 18 dönemde yaklaşık 74 bin kişi eğitim gördü. Bunlar arasında şu anda genel başkan yardımcılığı, milletvekilliği, belediye başkanlığı, il başkanlığı görevlerinde bulunan arkadaşlarımız vardır. 

Kapılarımız, ülkesine siyaset yoluyla hizmet etmek isteyen her yaştan, her görüşten, her eğilimden vatandaşımıza açıktır.

“Yeni dönem için kayıtlar dün itibarıyla başladı”

Siyaset Akademimizin yeni dönemi için kayıtlar dün itibarıyla başladı ve 27 Ocak tarihine kadar sürecek. Bu dönem 38 ilde açılacak Siyaset Akademisinin eğitimleri 2 ay sürecek.

Siyaset, sosyoloji, iletişim, ekonomi, dış politika gibi temel alanlarda akademisyenler ve tecrübeli siyasetçilerimiz birikimleriyle, katılımcıların zihinlerinde yeni ufuklar açmaya çalışacak. Bu dönemki Siyaset Akademisi’nin sloganı “Siyaset Akademide Başlar, Türkiye’nin Geleceğinde Yerini Al” olarak belirlendi. Artık, bir marka haline gelmiş olan Siyaset Akademisi’nin bu dönemde de milletimizin yoğun teveccühüne mazhar olacağına inanıyorum.

Amacımız bu eğitim vesilesiyle akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim sahibi bir nesil yetiştirilmesine katkıda bulunmaktır. AK Parti Siyaset Akademisi’nin, yeni eğitim döneminin bu gayeye uygun şekilde gerçekleşeceğine ve neticeleneceğine inanıyorum.

“Hep birlikte inandığımız yolda yürüyeceğiz”

Milletimizle birlikte, inanarak, emek harcayarak, geçmişi bilerek geleceğe bakarak, engeller karşısında yılmayarak, azimle hedefimize kilitleneceğiz.  Aşkla çalışanın yorulmayacağını bilerek, yol arkadaşlarımızla tek yumruk olarak, kalbimizin rehberliğine güvenerek, aklımızla hareket ederek yeni zaferlere koşacağız.

İnancın olduğu yerde umudun tükenmeyeceğini, imanın olduğu yerde imkanın bitmeyeceğini unutmadan kendimiz, ailemiz, ülkemiz, kardeşlerimiz için hep birlikte inandığımız yolda yürüyeceğiz.

“Biz millet olarak bu toprakları kanımızla yoğurarak vatan yaptık”

Bin yıldır ortak vatanımız olan bu toprakları korumak için bugüne kadar çok mücadele ettik, çok kan döktük, çok şehit verdik. Şair ne diyor: “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

Evet, biz millet olarak bu toprakları kanımızla yoğurarak vatan yaptık. Bugün de arkalarında envai çeşit gücün bulunduğu terör örgütlerine karşı, aynı hissiyatla vatanımızı savunuyor, istiklalimize ve istikbalimize sahip çıkıyoruz.

“Diyarbakır anneleri, terör örgütünün karanlık yüzünü ifşa etti”

Bölücü terör örgütü, 35 yılı aşkın süredir, askerimizin, polisimizin, korucumuzun, öğretmenimizin, din görevlimizin, en çok da Kürt kardeşlerimizin kanını dökerek varlığını sürdürdü.  Baskıyla, tehditle, kandırarak dağa çıkardığı binlerce Kürt gencinin katili de bu örgüttür. Diyarbakır anneleri, evlatlarına kavuşmak için yaktıkları ışıkla terör örgütünün işte bu karanlık yüzünü ifşa ettiler.

Demirtaş’ın kitabından uyarlanan oyun

Bakıyorsunuz ki ana muhalefet, bunların ikizi durumunda olan malum partiyle tiyatro izliyorlar. Kimin eserini orada canlandırıyorlar? Şu anda terörden cezaevinde yatan şahsın eserini sergileyerek, kalkıp bunu birlikte izliyorlar. Zaten bunlar dün Ankara’dan İstanbul’a da beraber yürümemişler miydi? Şimdi de işte diyordu ya ‘tiyatro’ diye, sizin kendiniz tiyatrosunuz. Eğer sıkıyorsa, çık Diyarbakır’a git, oradaki annelerin gözyaşlarına ortak ol. Onların yavrularını dağa, omuz omuza, dirsek temasında yürüdükleri kaçırdı. Hadi git oraya. Niye gidemiyorsun? Git. Böyle bir şeyi yapamaz. Onların böyle bir derdi, sıkıntısı yok. Onlar sadece katillerle, zalimlerle beraber omuz omuza yürürler.

“22 sivil vatandaşımız şehit oldu, 189’u da yaralandı”

Terör örgütü, sadece sınırlarımız içinde kan dökmekle kalmamış, sınırlarımız dışından da aynı vahşete devam etmiştir. Ana muhalefetin başı ise onları savunuyor, hala savunmaya devam ediyor. Teröristler, çukur eylemleri sırasında etek giyip yüzlerine yemeni takarak saklanmışlardı.

Barış Pınarı Harekatı başladığında ise korkakların ne olduğunu bir kez daha gördük. Operasyon alanı dışındaki sınır şehirlerimize Suriye topraklarından attıkları bombalarla gösterdiler. Kahraman güvenlik güçlerimizin ve Suriye Milli Ordusunun karşısına çıkmaya cesaret edemeyen hainler, sivilleri hedef aldılar. Bu saldırılarda 22 sivil vatandaşımız şehit oldu, 189’u da yaralandı.

İşte bunlardan biri de Mardin-Nusaybin’de şehit olan Mehmet Şirin Demir’dir. Şimdi önümde gördüğünüz bu saksı, onun kabrindeki topraktan alınmış, bu saksı yapılmış, kızı da bunu bana getirdi.

Esnaf olan Mehmet kardeşimiz, sınır ötesinden atılan bir havan mermisiyle yaralananlara yardım ederken, ikinci havan mermisinin hedefi olmuş ve şehadet mertebesine erişmiştir. Bu vesileyle sivil, güvenlik görevlisi ve Suriye Milli Ordusu mensubu tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, gazilerimize sağlık ve afiyet diliyorum.

Mehmet kardeşimiz, şehadetinden bir süre önce kızı Gülay’a bir çiçek hediye etmişti. Gülay kızımıza babası, “yarası olmayanın yari olmaz” demişti. Evet, Gülay kızımızın bir baba yarası var. Ama işte bu salonda onun yarasına yarenlik eden, her kökenden, her şehirden, her meşrepten yüzlerce kardeşi de var.

Gülay kızımız, görevi gereği gittiği 81 vilayetimizden aldığı topraklara, babasının mezarından getirdiği toprağı da ilave ederek gözü gibi baktığı işte bu çiçeği, bize hediye etti. Kızımız 81 vilayetten bu toprakları toplarken babası ona, “Bu ülkenin her yeri senin memleketin, vatanına, bayrağına sahip çık” diye nasihat etmişti.

Biz de şehidimizin ve onun biricik kızının emaneti olan, birliğimizin, beraberliğimizin, kardeşliğimizin sembolü gördüğümüz bu çiçeği, evimizin ve kalbimizin en mutena köşesinde yerleştirdik.

Şehit yakınlarımız ve gazilerimiz başımızın tacıdır. Onların her meselesiyle ilgilenmek en başta gelen görevimizdir. Bazı gazilerimizin vazife malulü aylığıyla ilgili teknik sıkıntılar vardı. Bu sıkıntıları çözecek yasal düzenleme en kısa sürede Meclis’e geliyor.

“Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfının yönetimi oluşturuldu”

15 Temmuz darbe girişiminin ardından kuruluşuna karar verdiğimiz Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfının yönetimi oluşturuldu. Şehit yakınları ile gazilerimiz ile aileleri için kullanılacak kaynak da vakfımızın hesabına aktarıldı. İnşallah bundan sonra şehit yakınlarımız ve gazilerimiz ile ailelerine verilecek hizmetler bu vakıf üzerinden yürütülecek.

Bu duygularla sözlerime son verirken, sizlere bu haftaki Meclis çalışmalarında başarılar diliyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.