Sonsuz Türk

Alparslan Türkeş’i Anlamak

Alparslan Türkeş’i Anlamak
Selim YILDIZ
Selim YILDIZ( selimyildiz@ardahan.edu.tr )
452
03 Nisan 2020 - 23:43

EĞER/ Rudyard Kipling

Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman,
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;
Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;

Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;

Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,
Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;

Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;

Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;

Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
işine yaramaya zorlayabilirsen
ve kendinde ‘dayan’ diyen bir iradeden
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;

Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;
Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;
Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;
Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;
Yeryüzü ve üstündekiler senindir
Ve dahası
sen bir insan olursun oğlum…

Yakın tarihimizin çok  önemli simalarından biri olan ve 1944 yılından itibaren fiilen Türk milliyetçiliğinin içinde bulunmuş ve ona yön vermiş olan  Alparslan Türkeş, 25 Kasım 1917-4 Nisan 1997 yılları arasında yaşamış, Türklüğe zor zamanlarda siper olmuş, hamuru cesaret, irade ve zeka ile yoğrulmuş bir Türk büyüğüdür. Ömrü boyunca Türk’ün gören gözü, iştiten kulağı ve uyanık vicdanı olmuştur. MHP Genel Başkanı Sn. Devlet Bahçeli’nin de işaret ettiği üzere ona aziz Türk milleti “Karizmatik Lider”, “Bilge Lider”, “Tarihi Şahsiyet” ve en önemlisi de “Başbuğ” demiştir.

Azerbaycan’ın ilk Cumhurbaşkanı Ebulfeyz Elçibey’e göre Türkeş, “Türk milli maneviyatı uğrunda dayanmadan mübarize ve mücadele aparan, gönlünü yalnız ve yalnız Türk milletine Tanrı bağları ile bağlamış kahraman bir aziz” idi.

Türkeş, Rauf Denktaş’a göre hep Kıbrıs davasının yanında yer almış, Türkiyenin kılına zarar gelmesin diye didinen cesur ve kararlı bir lider; Kırım Türklerinden Mustafa Kırımoğlu’na göre Türkeş Bey, “alicenap bir insan”dı. Türkeş’in bozkurtları ise iyi insanlardı ve iyi işler yapıyorlardı. Birlikte Türklüğün hürriyeti yolunu aradıkları Baymirza Hayıt da, Türkeş için “mazlum Türklerin himayecisi” demiştir. Bu yüzden onun ruhu karşısında diz çöken Hayıt, Türkeş’in adını Sibirya’nın Türk ormanlarına, Altay ve Tanrı dağına taşımıştır.

Kader çizgisinde yürüdüğü doğru yolların da yanlış yolların da farkına varmış bir lider olan Türkeş, tercihlerini toplum ve ülkeden yana kullanmış olması yönüyle tarihimizde yarının adamı olmayı hak etmiş bir karakter, yüksek bir ruhtur.

Türkeş, dudakların çatlak, midelerin boş, köylerin karanlık, dağ ve tepelerin çıplak olduğu, halkın yoksul, milletin güne küskün ve gelecekten ümitsiz olduğu zamanlarda Türk milletine bir Bozkurt, yol gösterici ve yoldaş olmuş bir liderdir.

Türkeş’i her dönem yeniden Türklüğe ve Türk siyasetine doğmasını sağlayan özellikleri arasında elbetteki kararlı, mücadeleci, yılgınlık bilmeyen bir dava adamı olması, kurmaylığın getirmiş olduğu teşkilatçı ve inşa edici bir kafa yapısına sahip olması önde gelmektedir. Onu bu özellikleri ile 21. yy’a taşıyan temel husus çizmiş olduğu Türkiye vizyonudur.  Türkeş’e göre, tarih milletler mücadelesi tarihidir. Bu yolda her bakımdan kuvvetli olmak, sosyal, siyasi ve ekonomik yapıları milli şartlara uydurmak gerekti. Büyük ve Milliyetçi Türkiye’yi kurmak için gerekli olan ideoloji çağın en dinamik ideolojisi olan Türk miliyetçiliği idi. Türkeş, milli doktrin olarak belirlediği sistemde Liberal ve Kapitalist sistemin sahte düzenine, Marksist-Sosyalist sistemin sınıf düzenine, Batının Burjuva diktatörlüğüne, Doğunun proletarya yönetimine de karşı olduğunu açıkça yazmıştır. Devleti Milli devlet ve milli demokrasi yolunda yapılandırmayı amaç edinen Türkeş, ekonomik bakımdan kuvvetli ve üst olanın siyasi demokrasi düzenine de karşıdır. 

Türkeş, en hassas dönemlerde sergilediği yapıcı-uzlaşmacı muhalefet anlayışı ile geleceğin Türk siyasetine model ve ders olmuş; siyaset de denge, sorun çözen, ihya ve inşa edici bir anlayış ve kavrayışın öncülüğünü yapmıştır.

Türkeş, Türk dünyası vizyonu olan bir liderdir. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı’nın fikir babası olan Türkeş bu kurultayın düzenleyicisi TÜDEV’in kurucu üyesidir.

Türkeş, 20. yy’ın son yarısında Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni kurumsal yapılarının mimarı olmuştur. DPT, Devlet İstatistik Enstitüsü, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurumlar onun eseridir. Tarım Kentleri Projesi Türkiye’nin hala ihtiyaç duyduğu bir proje, Toplum Güvenliği Kurumu özlemi çekilen bir kurum ve ihracata yönelmiş imalat ise güçlü ve milli ekonominin gereği olarak güncelliğini korumaktadır.

 Türkeş, “Milli Doktrin” adıyla  “Dokuz Işık”ı Türkiye, Türklük ve Türk milleti adına “Üçüncü Yol” olarak belirlemiş, Türklüğün güçlü ve müreffeh yarınlarına armağan etmiştir.

Türklükle bütünleşmiş olan Türkeş, son 50 yılda Türkiye ve Türk dünyasında adından en çok bahsedilen bir lider olarak önemini korumaktadır. Türkeş, Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra Türkiye’de gençliğe en fazla ilham vermiş bir siyasi lider, milliyetçiliği gerçek sahipleriyle yani milletle bütünleştirmiş bir millet adamı idi. Ölümünden bir gün önce rejimin ayakta durması için hükümeti ve parlementoyu uyaran Türkeş, erken seçim ve millete müracatı en akılcı yol olarak göstermiş, son vazifesini yapmıştır. Zaman onu haklı çıkarmıştır.

Ardından Söylenenlerle Türkeş’in Dokuz Yönü

  1. Ülkücü hareket ve MHP, bütün tarihi boyunca iki sabit özelliğe sahip olmuştur: Türkeş’in karizması ve yoğun milliyetçilik duygusu. Bu ikisi dışında MHP çizgisinde siyasi fikirler son derece esnektir. Şevket Süreyya Aydemir’e gore, “Türkeş gelişigüzel ve sıradan bir adam değildir. Kendinden evvelki nesilde pek çoklarını gördüğümüz, ihtiraslı ve mücadeleci kurmay tipini verir” Kendinden evvelki nesil, Milli Mücadele kuşağıdır. (Taha Akyo, Türkeş’e Saygı)

  • Lider’in mutlaka takipçileri olması şarttır. Bu açıdan baktığınızda, gerçek siyasi lider, öğrencileri ile interaktif ilişki kurabilmiş iyi bir öğretmen de olmak zorundadır. Gençlik şart! Liderin yaşı ne olursa olsun, onun çevresinde, her an ve değişme zamanlarında da gençler bulunmalıdır. Aksi halde lider yaşlandıkça, hareket de yaşlanır ve lider öldüğü zaman, hareket de ölür. Siyasi liderin vizyonu, yerel ölçülere bağımlı olduğu zaman, onun siyasi ömrü de kısalır. Gerçek siyasi lider, evrensel olanı yakalayabilmiş ve sade yurtta değil, cihanda da söylediği önemle dinlenilmiş kişidir… Türkeş’in bir söylemi de vardı vizyonu da. Söylem milliyetçilik, vizyon Türk dünyası idi…Türkeş’in erdemi, ilerleyen yaşına rağmen, geçmişe takılıp kalmamayı başarmasıdır. Milliyetçiliği ve siyasi devletçiliği bırakmadı. Ama şiddet yerine hukukun, içe dönüklük yerine uzalaşmanın sözcüsü oldu. Nazım Hikmet’in şiirini bile okumadı mı kendi kitlesi önünde! (Mehmet Barlas, Sabah, 6. 4. 1997)

  • Kızlarının adlarına bakıyorum. Ayzıt: Göktürkler’de fazilet ve güzellik ilahesi, Umay: Göktürkler’de fazilet ve şefkat meleği, Sevenbige: Kazan’da hükümdarlık yapmış ahlaklı bir bayanın ismi, Selcen: Dede Korkut hikayelerindeki Selcen Hatun’dan geliyor. Anlamı, hamaratlık, güzellik ve fazilet. Oğlu Tuğrul da ismini Türk büyüklerinden almış. Yaşamının her boyutunda Türklük duygusu ve heyecanı var. Köklü inancıyla yarattığı kazriması, dalga dalga inanan kitleler yaratmış. Yaşamında karizmanın ilmik ilmik dokunuşunu görüyorsunuz. (Güneri Civaoğlu, Milliyet, 10. 4. 1997)

  • Alparslan Türkeş ve onun siyasi mücadelesinin, yani ükücülük hareketinin yakın dönem Türk tarihindeki rolünü, katkılarını ve kazanımlarını şöyle özetleyebiliriz: * Türkiye’nin bir Türk devleti olduğu fikri kitlelere yayılmış, kitleselleşmiştir. *Türk milliyetçiliğinin sadece entelektüel bir kültür hareketi olarak güdükleşmesi, boğulması önlenmiş, Türk milliyetçiliği siyasileştirilmiş, siyasi bir güç olmuştur. * Türkiye’de gençliğin siyasete taşınması konusunda hiç kimse Alparslan Türkeş ve ülkücü hareket ayarında başarı sağlayamamıştır. Modernitenin en temel hususlarından biri de siyasetin kitleselleşmesidir ki bu mücadele, Türkiye’ye bu bakımdan büyük ufuklar açmıştır… *Türkiye’de hemen hemen bütün kitle partileri bir nebze ülkücüleşmiş, hatta MHP tarafından savunulan bir çok fikir ve ilke, bu partiyi kapatıp liderini ve kadrolarını hapse atanlar tarafından bir devlet politikası olarak uygulanmıştır. Bu itibarla, devletin dahi bazı bakımlardan ülkücüleşmiş olduğunu söylemek abartı olarak kabul edilmemelidir.* Türklüğün, Anadolu coğrafyası ve Anadolu Türk tarihi ile sınırlandırılarak dejenere edilmesi önlenmiş, Anadolu’yu da kuşatan çok büyük bir coğrafyası ve çok derin bir tarihsel boyutu olduğu fikri canlı tutulmuştur.Bunun sonucu olarak, bütüncül ve kuşatıcı Dünya Türklüğü fikri canlılık kazanmış; Azeri, Türkmen, Kırgız vb. gibi isimlerin zamanla ayrı bir millet haline inkılap ederek Dünya Türklüğünün parçalanması gibi tarih çapında dehşetli felaket önlenmiştir. (Durmuş Hocaoğlu, Son çağrı, 10.4.1997)

  • Daha düne kadar “Devleti çeteler istila etti” diyerek Çatlı’nın gıyabında ülkücülere it, uğursuz diyen sayın Mesut Yılmaz’I, Türkeş’i hayalcilikle suçlayan, akabinde Antalya’da yapılan Türk Devlet ve Toplulukları Kurultay’ında örs üzerinde demir döven Erdal İnönü’yü cenaze töreninde görmek ve dahası Türk düşmanı Yunan parlâmenterin “Mert bir düşmanımı kaybettim” şeklinde konuşması Türkeş’in davasında ne kadar haklı olduğunun bir göstergesidir. (Ertuğrul Kalafat, Ortadoğu, 25. 4. 1997)

  • Evet o her zaman bir ümitti. Toplumsal hayatımızın ve özellikle iç ve dış siyasetimizin bir emniyet supabı haline gelmişti. Bizler bir hareketin içinde Türkeş var mı yok mu hesabını yapıyor, varsa güven duyuyor, yoksa o hareketi şüphe ile karşılıyorduk… Siyasi hayatımızda gerginliği yumuşatan, temaslarıyla liderleri sükunete ve sağduyuya davet eden yine o idi. Türkeş bir barış ve uzlaşma sembolü olmuştu. Fakat onun bize miras olarak bıraktığı en büyük ümit, arkasında bu davaya baş koyan milyonlarca ülkücü idi. (Ömer Öztürkmen, Türkiye, 9.4.1997)

  • Gazeteye sohbete geldiğinde eli boş gelmez, hediyelerimizi tek tek verirdi… On yıl önce beni mahkemeye veren, çok büyük olasılıkla benden nefret eden bir insan, şimdi teşekkür ediyor. Türkeş’in bir özelliği büyük bir Atatürkçü olmasıdır. Diğer bir özelliği inatçı bir müslüman olması. Ama asla müslümanlık tüccarı değildi. Din sömürüsü yoluyla oy avcılığına hiç bir zaman soyunmamıştı. (Emin Çölaşan, Hürriyet, 6. 4. 1997)

  • Rudyard Kipling’in “Eğer” şiirini ve Yunus Emre’nin Divan’ını yüksek sesle okumayı ve ailseiyle paylaşmayı severdi.  Ben bu sahneleri hatırladığım zaman daha beş altı yaşlarındaydım. Yunus’un “Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim, bana seni gerek seni” mısraları ilk hatırladığım mısraları arasındadır. Herkes’in nasıl katlandığına hayret ettiği çilelere nasıl katlandığının ve haksızlıklara nasıl göğüs gerdiğinin bir bölümünün Kipling’in “Eğer” ve Yunus’un şiilerinin tamamında olduğuna inanıyorum. Bugünkü tecrübemle geriye baktığımda ilkokul üçüncü sınıfta Nihal Atsız’ın Bozkurtların Ölümü ve Reşat Nuri’nin Çalıkuşu’nu okuyabilmeme pek şaşmıyorum. Onunla yaşamak öyle idi. Okurdunuz, hep öğrenirdiniz. Karamsarlık, çaresizlik, sünepelik, nemelazımcılık, tembellik onun yaşadığı yerde barınamazdı. Hep üretken, hep meşguldü. Canım sıkıldı, bugün ne yapsam düşüncesi onda hiç olmadı… Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözünü hayatının rehberi yapmıştı. Bu sebepledir ki “Dokuz Işık”tan biri “İlimcilik”tir. (Umay Türkeş)

  • Yine bir gün borular çalındı, davullar dövüldü. Ak koyun kara koyun birbirine karıştı. Yaş kurudan, kuru yaştan ayrılmadı. Ölsün diyene vuruldu, yaşasın diyene tepildi. Koca kurtlar ve genç kurtlar bir bir devşirildi, zindana kondu; ölüm fermanları yazıldı. Çakallar kurtları boğdu, yıllar çileye döndü. Gel gör ki yiğidim zulüm payidar olmaz. Gün eskiye döndü; yiğitler meydana doldu. Alp Arslan yine ülkü erlerinin, erenlerinin başında durdu. Çakallar uluyanda gök yeleli kurt, dostlar dara düşende ak sakallı koca oldu. At bindi kılıç kuşandı. Kâh engine indi, kâh yalçın dağlara vurdu. Diyar diyar gezdi, meclis açtı, keneş kurdu. Oğuz erenlerine akıl verdi. Gün oldu, ala sayvan göğe yükseltti; gün doğusundan, gün batısından, gece ortasından, gündüz ortasından Türk beylerini bir yere yığdı. Ulu toy, ulu yığıncak eyledi. Türk Oğuz Beyleri iyice işitsin, katıca dinlesin diye mehter vurdurdu. Bak yiğidim, bu dünya gelimli gidimli dünya, ahir son uç ölümlü dünya. Avşar oğlu Alp Arslan dahi bir gece yerinden durmuş idi. Altın makas eline almış idi. Gençlere altın sırmalı kuşak kuşandırmış idi. Hayat, çeşitli ihtimallerle dolu uzun bir yolculuktur, demiş, atına binmiş ve tatlı can al kanatlı Azrail’e vermiş idi. At ayağı külük, ozan dili çevik olur; kara haber tez yayılır yiğidim. Alp Arslan öldüğün dahi tez zamanda kamu alem işitti. Karalar bağladı. Yakalar yırtıldı, bağırlar döğüldü. Ak pürçekli analar saçlarını yoldu, ak sakallı kocalar göz yaşlarını sildi. Geceden yollara vuruldu. Konstantiniyye’den Kars elinden, Diyarbekir’den, Cezire-i Kıbrıs’tan, Frenk ellerinden, ulu deniz ötelerinden genç yiğitler, ak sakallı kocalar, yeşil gözlü sunalar, ak pürçekli analar akın akın geldiler. Dağlar taşlar insane oldu. Engürü, Engürü olalı böyle kalabalık, böyle ahüfigan görmedi. Yiğitler ünü yedi kat arşa dayandı.  Yer sarsıldı, gök çalkalandı. Gözler kısılıp,  yüzler çizgilendi. O gün kız gelinlerin benzi soldu, bey yiğitlerin yüreği daraldı. Tekbir tekbir üstüne dalgalandı… Beyaz kanatlı güvercinler dahi ulu kurdun ölümüne ağladılar… Dedem Korkut geldi, boy boyladı, soy soyladı: Bu boy Avşar oğlu Alp Arslan’ın olsun, benden sonra alp ozanlar söylesin, alnı açık comer erenler dinlesin dedi. Yöm vereyim hânım hey! Yerli kara dağların yıkılmasın! Gölgelice kaba ağacın kesilmesin! Kanlı akan güzel suların kurumasın! Kadir Tanrı seni namerde muhtaç etmesin! Koşar iken ak boz atın sürçmesin! Vuruşanda kara polat öz kılıcın çentilmesin! Allah veren ümidin kesilmesin! Ahir sonu arı imandan ayırmasın! Ak alnına beş kelime dua kıldık, kabul olsun! Yağıştırsın, deriştirsin, günahınızı adı görklü Muhammed’e bağışlasın, hânım hey! (Ahmet Bican Ercilasun, Avşar Oğlu Alp Arslan Boyunu Beyan Eder, Türkeli, 16.4.1997)

SELİM YILDIZ