Sonsuz Türk

12 Eylül 1980’e Doğru Üç Ülkücü Basın Şehidi

12 Eylül 1980’e Doğru Üç Ülkücü Basın Şehidi
Selim YILDIZ
Selim YILDIZ( selimyildiz@ardahan.edu.tr )
123
12 Eylül 2019 - 16:50

“Bu ülkeyi kurtarırsa ülkücü beyinler kurtaracaktır”  Kemal Fedai Coşkuner

Tüm şehitlerimize rahmetle…

12 EYLÜL 1980’E DOĞRU ÜÇ ÜLKÜCÜ BASIN ŞEHİDİ 

              

İLHAN DARENDELİOĞLU (1921-19 Kasım 1979)

Türk milliyetçiliğinin kurumsallaşmasında ve fikri yönden olgunlaşmasında kurduğu matbaa ve çıkardığı “Toprak” aylık ülkü dergisi (Türk Yurdu dergisinden sonra Türkiye’de en uzun soluklu milliyetçi dergidir) ile önemli hizmetlerde bulunmuş olan İlhan Darendelioğlu[1] (1921-1979), Türk Kültür Çalışmaları Derneği ve İstanbul Milliyetçiler Derneği gibi milliyetçi derneklerde de faaliyet yürütmüştür. İki dönem Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği Genel Başkanlığı da yapmış olan Darendelioğlu, 1969 seçimlerinde Adalet Partisi’nden İstanbul milletvekilli seçilmiştir. Demokratik Parti’nin de  kurucuları arasındadır. 1975’ten sonra Milliyetçi Hareket Partisi’ne geçen Darendelioğlu, MHP İstanbul İl Yönetiminde görevli ve Ortadoğu gazetsinin Baş yazarı iken 19 Kasım 1979’da Marksist teröristlerin düzenlediği suikast sonucu hayatını kaybetmiştir. “Bizim için milletvekili sıfatı da gelip geçicidir. Bizim asli sıfatımız mezara kadar namuslu yaşamaktır. Biz o asli vazife içindeyiz”[2] diyen Darendelioğlu, Ahmet B. Karabacak’a göre, mücahit ağabey; Nurettin Pakyürek’e göre, radyum beyinli Türk; Altan Deliorman’a göre ise Güneyli Yiğit idi.

İlhan Darendelioğlu, Türkiye’de Komünist Hareketler, Türkiye’de Milliyetçilik Hareketleri, Türk Milliyetçilerinin Kalemiyle Atatürk, Türk Milliyetçiliği Tarihinde Büyük Kavga, Pazarlar Kanlı İdi, Nazım Hikmet Vatan Haini mi Vatan Şairi mi?, Ecevit Marksist mi?, Devrim Nedir? Devrimci Kimdir? gibi çok ciddi eserler vermiştir. Türk milliyetçilerinin çıkardığı Türke Doğru, Tanrı Dağı, Milli Yol, Milli Hareket ve Milli Işık dergilerinde yayınlanan yazıları ile de ses getirmiştir. Türkiye’nin en buhranlı dönemlerinde gazetecilik yapmış olması da tarihe diğer önemli bir hizmetidir.

Türkistanlı bir arkadaşının (muhtemelen Altan Deliorman’ın ortaokul arkadaşı Ziyaeddin Babakuran) aracılığıyla İlhan Darendelioğlu ile tanışan Altan Deliorman’ın “otuzlu yaşlarda, ortadan uzun boylu, yağız, topluca bu Güney Anadolu çocuğunda, insanları kendisine kolaylıkla bağlayan bir tılsım gizliydi.” şeklinde tarif etmekte ve Darendelioğlu ve Türk milliyetçileri hakkında şunları söylemektedir:

“Edebiyat Fakültesi’nde okumuş, seçim sandıklarında filizlenen Beyaz İhtilal öncesi, başı, milliyetçilik yüzünden derde girmiş, fakat belalara karşı metanetle durmasını bilmiş bu genç adamın, medar-ı maişet motorunu ufacık bir pedalın başında döndürmesi beni pek şaşırtmamıştı. O dönemde, milliyetçinin şaşmaz kaderi buydu. Milliyetçiler, Türkiye’ye insan yetiştiren muazzam çarktan nasılsa kaçmış fabrikasyon hataları gibiydi. Kimisi öğretmen, kimisi bir yerde memur, kimisi Bab-ı ali bünyesinin bir türlü kabule yanaşmadığı genç gazeteci, kimisi tanınmamış avukat fakat hemen hepsi, daracık bütçelerinin içine sıkışmış, inancından başka sermayesi olmayan vatan evlatlarıydı. Çok kimseye hazin gözükebilecek bu kader, bana nedense hep Devr-i Saadet Müslümanlarını hatırlatmıştır. Darendelioğlu, örnek bir tevazuu sahibi yaratılışa sahipti. Türkçüler Derneği’nin kurucuları dernek başkanlığını ona teklif etmesine rağmen o yaşça büyük olmasına karşın böyle bir görevden kaçınmıştı. Keskin kalemini kılıç maharetiyle kullanan bu genç adam, özel hayatında hakikaten alçak gönüllüydü. Kalabalıkça meclislerde kendisinden bahsedildiği yahut söz sırası ona geldiği zaman yüzüne bir pembelik yayılır, mahcubiyetin ağır yükü omuzlarını çökertirdi.”[3]

O’nu “Türk dünyasının bu soylu ve güçlü savunucusunun belirgin meziyetleri arasında tevazuu yanında milli şuur uyanıklığı, edep ve ahlakı; ölçüye, endazeye vurulması mümkün olmayan eşsiz idealist bir kişilik” olarak ifade eden arkadaşı, sırdaşı Nurettin Pakyürek’e göre, “Darendelioğlu, son yarım yüzyılda Türk soyunun yetiştirdiği ve sayıları birkaç düzineyi geçmeyen yüksek seviyeli milliyetperverlerden birisi”ydi. Ona göre Darendelioğlu, “Türk’e beslediği saygı ve sevgi itibarını kişiliğinde kristalize etmiş”ti.[4]

KEMAL FEDAİ COŞKUNER (1927-3 Aralık 1979)

1927 yılında Antalya’nın Akseki ilçesinin Mahmutlar köyünde doğan Kemal Fedai Coşkuner “Bu ülkeyi kurtarırsa ülkücü beyinler kurtaracaktır” ümidi, heyecanı ve imanıyla zor günlerin dergisi olan Fedai dergisini ölümüne kadar çıkarmıştır. Aksu Öğretmen Okulu’nu bitirmiş olan Coşkuner, İzmir, Antalya, Muğla’da milliyetçi hareketin sesi olmuştur.

Coşkuner, Türk Ocağı İzmir Şube Başkanı, Ülkü Bir İzmir Şube Başkanı, İzmir Halk Eğitim Başkanı, Türkiye Siyonizmle Mücadele Derneği Genel Başkanı, MHP Antalya Müfettişliği görevlerinde bulunmuş, 3 Aralık 1979’da Komünist caniler tarafından şehit edilmiştir.[5]

Fedai dergisinin ilk sayısında ilk sayfayı 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferine[6] ayıran Coşkuner, bu günün milli bayram ilan edilmesini ifade etmişti. Fedai dergisinin sahibi Ayşe Fedai Coşkuner idi. “Allah’a Vatan’a Hürriyet’e Fedai” sloganıyla Aylık Dava Dergisi olarak çıkan Fedai dergisi, kısıtlı imkanlarla çıkmıştı.[7]

Coşkuner’in Vatanda Gurbet isimli bir şiir kitabı bulunmaktadır.

Kemal Fedai Coşkuner, “gönlünde Mohaç ufkundaki allardan vurulmuş nakışlarla süslü bir şala sarınıp” Kürşad’ım, yağmurum çıkar mı dersin?/Kurt başlı tuğları açar mı dersin?/Vey nehri hep böyle taşar mı dersin?/Sabrım yok cevap ver söyle Türkistan/Durma yetim yetim öyle Türkistan” ağıtıyla Tanrı dağında onu da bekleyen ruhlara kavuşmuştur.

İSMAİL GERÇEKSÖZ (1925-4 Nisan 1980)

İsmail Gerçeksöz 1925 yılında İzmir’de doğmuştur. Aslen Bursa’nın Köprühisar köyünden olan Gerçeksöz, ilk ve orta tahsilini Manisa, İzmir ve Bursa’da tamamlamıştır. Daha sonra İpekböcekçiliği Enstitüsüne devam etti. Gazetecilik hayatına 1946’da Tanin’de başladı. Daha sonraki yıllarda, Bursa’da “Hakimiyet” ve “Bursa Ekspres” gazetelerinde muharrirlik, yazarlık, yazı işleri müdürlüğü yaptı. 1961’de Almanya’ya gitti. Orada “Stern” dergisinde çalışmış,“Personel Okulu”nu da bitirerek “Contenen” Lastik Fabrikasında tercüman olarak görev yapmıştır. 1976’da yurda dönmüş, once “Millet” gazetesinde yazmış, daha sonra da “Ortadoğu” gazetesine geçmiştir. İlhan Egemen Darendelioğlu’nun şehit edilmesinden sonra da Başyazarlığa getirilmiştir.  MHP İstanbul İl İkinci Başkanlığı ve İl Sekreterliği görevlerinde de bulunmuştur. Gerçeksöz evli ve 4 çocuk babasıydı.  Ayrıca Türk Edebiyat Vakfı kurucuları ve Edebiyat Cemiyeti Yönetim Kurulu üyeleri arasında bulunuyordu. 4 Nisan 1980 tarihinde Komünist eşkıyalar tarafından İstanbul’da şehit edilmiştir.

Gerçeksöz, Millet gazetesinde (15 Mart 1977) yazdığı bir yazıda şunları söylemekteydi:

“Milliyetçi Türk iktidarı derken bizim kastettiğimiz Türk milletinin yöneticileri bütün bu düşmanca davranışlar karşısında gereken tepkiyi gösterecek ve gerken tedbirini alacak güçte ve kafada olmalıdır ve olacaktır. Şimdi dünyanın bütün ülkelerinde Türklüğe ve Türk milliyetçilerine karşı girişilen mücadelenin ve milliyetçiler iktidar olmasın da kim olursa olsun telaşının manasını daha iyi anlıyorsunuz değil mi…”

Gerçeksöz, milli devlet ve güçlü iktidar ülküsünü savunuyordu. Bu ülkü gerçekleşmeden hiç bir meselenin çözüme kavuşturulmasına inanmıyordu. Gerçeksöz ekonomide de kendi doğal kaynaklarımızı milli ekonomiye kazandırmayı ve kaçakçılığa kesin olarak çözüm bulmayı lüzumlu görüyordu.[8]

1944’ten itibaren şiir ve yazıları bir çok sanat ve edebiyat dergisinde yayınlanmış olan Gerçeksöz’ün eserleri ayrıca Devlet, Ortadoğu, Millet ve Türk Edebiyatı gibi gazete ve dergilerde de yayınlanmıştır. Eserlerinin bir kısmını Âşık Sazından Şiirler (1944) Bursa’nın Destanı (1951) Yaşayan Ağaç (1952) Gökbayrak (1954) İkinci Dönüş (1972) adı altında kitaplaştırmıştır. Gavur Parası adlı bir de romanı bulunmaktadır.

İsmail Gerçeksöz’ün Türk Edebiyatı Dergisi’nin Nisan 1980 sayısında yayınlanan aşağıdaki şiiri, 4 Ekim 1978’de şehit edilen MHP İstanbul İl Başkanı Recep Haşatlı’nın aziz hatırasına ve şehit düşen bütün ülkücülerin ruhlarına ithaf edilmiştir.

Bir Şehidin Ardından

Duydum ki en güzel şarkılarla ölmüşsün

Kanın vatan, vatan sızmış toprağına

Geceyarıları yağan kar gibi

Ulu peygamberin savaşlarında

Teke tek dövüşen pehlivanlar gibi

Bir yükselmiş, bir yükselmişsin ki,

Gök yüzüne çevirdik gözlerimizi

En büyük, en parlak yıldızı arar gibi

Duydum ki en güzel düşlerde ölmüşsün

Bu dünyada sevgilere kapanırken gözlerin

Öbüründe bekleyenin var gibi

Mavi ve muhteşem boşluğunda gecelerin

Işıklı bir yıldız kayar gibi…

Duydum ki en güzel inançlarda ölmüşsün,

Bir bayrağa sarmışlar fani gövdeni.

Bayrağı bir daha rengine boyar gibi

Tekbir sadalarını duyar gibi…


* Öğretim Görevlisi, Ardahan Üniversitesi, Nihat Delibalta Göle MYO.

[1] İlhan Darendelioğlu ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Selim Yıldız, Güneyli Yiğit İlhan Egeme Darendelioğlu ve Siyasi Mücadelesi, Ankara 2013

[2] Millet Meclisi Tutanak Dergisi, Dönem:3, B:180, 20.06.1973:302-303

[3] Altan Deliorman, Kırık Kanatlı Jöntürk, İstanbul 2009, s. 152-153

[4] Hüseyin Yüzbaşı, Ülkücü Basın Şehitleri, Ankara 1980

[5] Bkz. Hüseyin Yüzbaşı, a. g. e., s. 90

[6] Malazgirt’te her yıl merasim yapılmasında Türk milliyetçilerinin payı büyüktür. Malazgirt Zaferinin 900. Yıl kutlamalarına Bayrak şairimiz, Türklük aşığı Arif Nihat Asya, Ülkücü Kuruluşlar Davasının Avukatı, Suçlamalar, Ülkücünün Çilesi vb. kitaplarının yazarı Galip Erdem, Televizyoncu Erdem Dereli, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Göktürk Mehmet Uytun, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, 1971 Muhtırasıyla Süleyman Demirel’in şapkasını eline veren Memduh Tağmaç, parti ileri gelenlerinden ise, her milli günde olduğu gibi sadece Alparslan Türkeş vardı. Bkz. Ahmet B. Karabacak, Üç Hilal’in Hikayesi, İstanbul 2011, s. 64-70; Arif Nihat Asya’nın “Torunlarım dört yana, kol kol, gitsin/ Malazgird’den İstanbul’a yol gitsin/ 
Gelip sana çarpan gücü, yavaştan/Anlamazsa, haritadan sil, gitsin” dizeleriyle başlayan şiiri Malazgirt ruhunu en iyianlatan şiirlerdendir. Yine şehit İsmail Gerçeksöz’ün de “Malazgirt Savaşı” adlı şiiri zaferin şiirle özeti gibidir. Bu şiirde “…Asyadan doğan güneşin altında/Bizanslı karlar gibi eriyordu/Malazgirt bir şölendi aslında/ Bir millet gerdeğe giriyordu.” Demekteydi.

[7] Fedai Dergisi, Yıl:1, Sayı:1, Ağustos 1963

[8] Bkz. Hüseyin Yüzbaşı, a. g. e., 60-82