Sonsuz Türk

50. KURULUŞ YILDÖNÜMÜNDE MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ

50. KURULUŞ YILDÖNÜMÜNDE MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ
Prof. Dr. Salim GÖKÇEN
Prof. Dr. Salim GÖKÇEN( sgokcen@atauni.edu.tr )
1.793
10 Şubat 2019 - 10:50


Bir toplumdaki sosyal tabakalaşma ve temel sosyal – siyasal bölünmeler, o toplumun siyasal kültürünün, devlet sisteminin, iktisadi ve sosyal yapısının ve bunların işleyiş özelliklerinin birbiri ile etkileşiminin eseri olduğunu ifade etmek, siyaset sosyolojisi açısından bir realitedir.

Türk milletinin siyasi ve sosyal yapısı söz konusu olduğunda bu durum bizleri tarihin derinliklerine kadar götürmektedir.Türk düşünce tarihinde çağdaş bir ifade olarak millet kavramının ortaya çıkması ve bu kavrama dayalı olarak gelişen milliyetçilik, Türkçülüğün tekamülüne bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Türkçülerin de kendilerini milliyetçi olarak tanımlamaları (Millet denince Türk Milleti anlaşılması) bir sonraki dönemi ifade etmektedir. Zaten Türklerde görülen milliyet şuuru, Osmanlı döneminde imparatorluk ve çok etniklilik yapısı içerisinde küllenmişti. Bu sebeple milliyet şuuru, dil hariç, Türk milleti olarak değil, Osmanlı olarak hissedilmişti. Türk milliyetçiliği de Osmanlı Devleti’nin yıkılmak üzere olduğu, Türk aydınlarınca hissedilmeye başlandığı bir dönemde imparatorluğun çeşitli din ve unsurlarından meydana gelen kozmopolitik yapısı içinde bir tepki ve kendini bulma akımı olarak doğmuş ve daha ziyade “Türkçülük” olarak adlandırılmıştır. Dolayısıyla yakın dönem Türk düşünce tarihinde bugünkü manasıyla millet fikrinin ortaya çıkması ve bu fikre dayalı olarak gelişen Milliyetçilik, Türkçülüğün tekamülüne bağlı olarak doğmuştur.

Türkiye’de milliyetçiliği hem ideolojik hem de eylemsel düzeyde temsil eden en önemli parti MHP olmuştur. Bu anlamda Türk siyasal hayatında önemli bir ağırlığa sahip olan MHP, kökleri Osmanlı’nın son dönemlerinde bulunabilecek milliyetçi düşünce geleneğinin 9 Şubat 1969’da Milliyetçi Hareket Partisi ismini alması ile ortaya çıkmıştır. Soğuk savaş ve askeri darbeler, MHP’nin ilk dönemlerdeki siyasetinde belirleyici bir rol oynadı. MHP, bu iki siyasal dinamiğin yol açtığı muazzam toplumsal gerilimin aktif bir aktörü olarak kitleselleşti. 1980 öncesindeki bütün önemli siyasal gelişmelere, yönetim ve taban düzeyinde müdahil oldu. 1980-1990 yılları arasındaki görece uzun fetret evresinden sonra, 1990’ların ortalarından itibaren siyaset sahnesine yerleşmeye başladığında, yaşanan siyasal ve toplumsal dönüşümün farkındalığıyla yeni bir söylem ve kimlik edindi.

Türkiye’nin sosyal ve kültürel alanda büyük bir değişim ve dönüşüm geçirdiği bir zaman diliminde ortaya çıkan MHP ve ülkücü hareket genel anlamda Türk toplumundaki anti-komünizm, dinsel ve kültürel temellerden güç aldığı kadar, sosyolojik bir tepki olarak da değerlendirilmelidir. MHP ve ülkücü hareket içinde elitlerin oluşumu ve taraftar devşirme mekanizmaları, çoğunlukla menfaatlerin sağlanmasından çok yerleşik kültür kodlarının belirlendiği sosyolojik bir seksiyon temeline dayanmıştır.

1960’lı yıllara kadar oluşturulan temeller üzerinde yükselen Türk milliyetçiliği darbeler, sağ-sol çatışmaları, terörizm ve oluşturulan yenidünya düzenine bir karşı koyuşun etkisiyle oldukça güçlenmiştir.

MHP’nin kurucu lideri Alparslan Türkeş’in tam ve kâmil manada tarihi şuura sahip bir Türk Milliyetçisi olarak Türk siyasi hayatına getirdiği yeni ve farklı üslup, sadece siyasi muhalifleri için değil milliyetçiliğe fikri ve ideolojik saiklerle hasım olan çevreler nezdinde de büyük tepki görmüştür. Özellikle MHP’nin siyasi alanda güçlenmesi bu husumetin çok daha artmasına yol açmıştır. Öyle ki, 12 Eylül 1980 tarihinde askeri müdahale yapıldığı dönemde, Alparslan Türkeş’i bertaraf etmek suretiyle ideolojik amaçlarına ulaşabileceklerine inanan çeşitli komünist ve bölücü fraksiyonlardan meydana gelen bir cephe oluşmuştu. Bunlar başta Alparslan Türkeş olmak üzere MHP yöneticilerinin veyüzlerce Türk Milliyetçisinin tutuklanmalarını büyük bir sevinçle alkışladılar. Hazırlanan iddianamenin bakış açısının doğrudan doğruya milliyetçi düşünceye karşı girişilen kin ve husumetten kaynaklanan görüşlerden mülhem olması tarihimizin en acı safhalarından birini teşkil eder.

12 Eylül askeri darbesi ve ardından ortaya çıkan cunta yönetimi, Ülkücü hareket için büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Bu dönemde Ülkücü hareketin devletin fiziki ve ideolojik baskısına, yıkıcı faaliyetlerde bulunan devrimci militanlar gibi maruz kalmaları, ideolojik moral bakımından hem merkezi düzeyde hem de tabanda çok sarsıcı bir darbe etkisi yaratmıştır.

12 Eylül Askeri darbesi ile siyasi yasaklı olan MHP, bir süre MÇP ismi ile Türk siyasi hayatında varlığını sürdürmüş ve 1992 yılında siyasi partiler yasasında yapılan değişiklik ile 1993 yılında eski ismine yeniden kavuşmuştur. Yeni dönemde Alparslan Türkeş, siyasi tıkanıklıkları ortadan kaldırma adına yürütmüş olduğu faaliyetler ile Türk demokrasi tarihine uzlaşmacı bir lider olarak damgasını vurmuştur.

Türk demokrasi tarihinin 53 yılının en kritik virajlarının geçtiği döneme damgasını vuran büyük dava ve fikir adamı Alparslan Türkeş, 4 Nisan 1997’de Ankara’da geçirdiği kalp krizi sonucu 80 yaşında hayatını kaybetti. 8 Nisan 1997 günü Ankara’da gerçekleştirilen ve Türkiye’nin gördüğü en kalabalık cenaze törenine dünyanın dört bir tarafından milyonlarca insan kitlesi katıldı. Ölümü Türkiye’de ve Türk dünyasında derin üzüntü yaratan Türkeş’in belki de son aksiyoner hamlesi, Nisan ayında lapa lapa yağan kara rağmen milyonlarca ülkücünün Ankara’da bir araya gelmesine vesile olmasıdır. Onun şekillendirdiği Ülkücü Hareket, bütün gündelik kavga ve çekişmelerini unutmuş, başbuğunun cenazesinde omuz omuza saf tutmuştur.

Başbuğ Alparslan Türkeş’in vefatı üzerine yapılan seçimi kazanan Dr. Devlet Bahçeli MHP’nin yeni lideri olarak genel başkanlık koltuğuna oturmuştur.

Devlet Bahçeli, MHP Genel Başkanı olduktan sonra partinin eski, köklü bir başka ifade ile geleneksel tabanına yakın bir duruş sergilemiştir. Devlet Bahçeli liderliğinde MHP, 1999 seçimlerinde ikinci parti olarak mecliste yerini almayı başarmıştır.

MHP, projeleri olan bir parti olmasına rağmen, maalesef bu projelerin geniş kitlelere duyurulmasında ve ulaştırılmasında birçok engelle karşılaşmıştır.Özellikle devlet içindeki paralel yapılanmanın MHP ve yöneticilerine yönelik şantaj ve manipülasyon faaliyetleri, MHP’nin önündeki en büyük engel olmuştur.

MHP lideri olarak Dr. Bahçeli, Ergenekon, Balyoz ve KCK davaları gibi davaların takipçisi olmuş ve bu davaları hiç tasvip etmemiştir. KCK davalarına karşı çıktığı için kendisinin partisi ile çeliştiği eleştirilerine bile muhatap olmuştur. İlerleyen zamanlarda bu davanın MİT’in örgüt içindeki ajanlarını ortaya çıkarmaya yönelik bir kumpas olduğu ortaya çıkmış ve Bahçeli’nin bu konuda ne kadar haklı tespitler yaptığı da görülmüştür.

Devlet Bahçeli, ferasetiyle FETÖ’nün Türkiye için tehlikeli bir yapılanma olduğunu önceden fark etmiş ve Fethullah Gülen’in faaliyetlerini durdurması yönünde çağrı yapmıştır. Bu çağrısı, o zaman iktidar içerinde aktif şekilde yer alan ve şimdilerde siyaseten pasifize olmuş kimi iktidar mensupları tarafından şaşkınlıkla karşılanmış ve hatta FETÖ liderini destekleyen söylemlerle Bahçeli’nin bu tutumu çok sert bir şekilde eleştiriye tabi tutulmuştur. Bahçeli’nin daha önce hedefe konulan FETÖ ile ilgili tespit ve söylemlerinin ne kadar haklı olduğu 15 Temmuz 2016’da yapılan darbe girişimi vesilesi ile net bir şekilde ortaya çıkmış ve Bahçeli’nin feraseti bu olayla da tescil olunmuştur. Bununla birlikte 15 Temmuz hain darbe girişimine en büyük tepkilerden birinin de kuşku yok ki ülkücü camiadan ve lideri Bahçeli’den geldiğini söylemek mümkündür.

Devlet Bahçeli’nin belki de en çok eleştiri aldığı konu AK Parti’ye yakınlaşma süreci olmuştur. Değişik platformlarda kendisine yöneltilen ithamlara cevap veren Bahçeli ve kurmayları ise MHP’nin çizgisinde ve ideallerinde herhangi bir değişikliğin söz konusu olmadığını, AK Parti ile olan yakınlaşama sürecinde AK Parti’nin vekurmaylarının MHP’nin öteden beri ileri sürdüğü ve “kırmızı çizgiler” olarak gördüğü hassasiyetleri benimser bir politika gütmeye başlamaları neticesinde, bir başka ifade ile AK Parti’nin söylem itibariyle MHP ile aynı hassasiyetleri paylaşan bir noktaya gelmiş olmaları bu yakınlığın ve işbirliğinin nedenleri ve karşı argümanları olarak ileri sürmüşlerdir. Diğer taraftan ülkenin içeride ve dışarıda karşı karşıya kaldığı önemli saldırılarda ve beka sorunu gibi önemli tarihi dönemeçlerde ülke menfaatlerinin parti veya lider menfaatinden daha önce geldiği ifade edilmiş, MHP’nin ülke adına fedakârlık yaptığı ve bu darboğazı açmak adına tabanda benzer değerleri paylaşan AK Parti ile yakınlaşma ve iş birliği sürecine girdiği özellikle vurgulanmıştır.

MHP’nin proaktif siyasetine örnek teşkil etmesi bağlamında son Fırat Kalkanı ve Afrin Operasyonlarında hükümete vermiş olduğu destekten de rahatlıkla anlaşılabilmektedir ki, MHP bu ülkenin sigortasıdır. Diğer bir ifade ile ülke bütünlüğünün ve geleceğinin tehlikeye düşme zafiyeti gösterdiği durumlarda 50 yıldan bu yana her zaman olduğu gibi yine MHP devreye girmektedir.

50. kuruluş yıldönümünü Adana’da büyük bir coşku ile kutlayan MHP ve ülkücüler ne kadar büyük bir gurur ve onur yaşasalar azdır. Coşkulu kalabalık önünde MHP Lideri Dr. Devlet Bahçeli, bütün küskün, dargın, kırgın milliyetçilere ve ülkücülere tekrar ağabeyliğini göstererek çağrıda bulundu ve onları kucaklayarak MHP çatısı altına davet etti. Devlet Bahçeli yapmış olduğu konuşmada: “Karanlık gecelere ışık olmak için, katran emellere su olmak için 50 yıldır mücadele ettik. Soysuzluk başka, ırkçılık bambaşkadır. Biz Türklüğümüzü kafatası ölçümleriyle keşfetmedik. Bütün milletin fertleri arasında; anı da birdir, acı da birdir. Beyaz Türk, zenci Türk ayrımı sakattır. Türkiye’de hiç kimse ikinci sınıf insan değildir. Hiç kimse önemsiz ve değersiz değildir. Türk milletinin hiçbir ferdi eşitsiz ve orantısız ilişkinin tarafı olmamıştır. Milletin ismi ezelden bellidir, ebediyete kadar Türk’tür. Devletin ismi ise de kim ne söylerse söylesin ne yaparsa yapsın Türk kalacaktır. Diyarbakırlı, Vanlı, Adanalı, İstanbullu, Mersinli, İzmirli, Ankaralı, Yozgatlı, Taşkentli, Karabağlı, Kaşgarlı, Kerküklü, Üsküplü, Batı Trakyalı, Bişkekli, Kıbrıslı… Özet olarak aynı cevherin damarlarıdır.  Tartışmasız bir şekilde söylemek lazımdır ki, değişmek hayatın dinamiğinde vardır. Hainin, işbirlikçinin hesabını eninde sonunda göreceğiz. Davamız hak davasıdır, hakikat davasıdır. Onun bunun kötüleyip kara çalmasıyla bu gerçek değişmeyecektir” demiştir.

Şunu ifade etmekte özellikle fayda olduğunu düşünüyorum ki, MHP, Türkiye’de hiçbir siyasi partiye nasip olmayan bir maziye sahiptir. Hiçbir siyasi parti mensubu ülkücüler kadar cefa çekmemiş, ülkücüler kadar fedakârlık göstermemiştir. Ülkücüler için particilik, her zaman ülke ve millet menfaatlerinden sonra gelmiştir ve Sayın Dr. Devlet Bahçeli’nin 50. Yıl konuşmasını dinlerken, bu davanın mensuplarının liderlerine verdiği “Bilge Lider” isminin ne kadar yerinde ve isabetli olduğu açık bir şekilde kendini göstermektedir.

MHP`nin 50. Kuruluş yıldönümünde başta Başbuğ Alparslan Türkeş’e ve bütün ülkücü şehitlerimize Allah`tan rahmet diliyorum. Bugüne kadar MHP yönetiminde ve bütün teşkilatlarının her kademesinde görev yapmış olan ve yapmakta olan çaycısından yöneticisine bütün ülküdaşlarımıza şükranlarımı arz ediyorum. İnanıyoruz ki, Türklük yaşadıkça MHP var olacak ve MHP var oldukça devlet yaşayacaktır. Var olsun Ülkücüler, var olsun Milliyetçi Hareket Partisi…